İlahi baba,
diyorsun ki mektubunda
Haftaya Anan geliyor İstanbul’a,
Düşündüm de garip buldum,
Benim anam zaten her an yanımda,
Söndürdüm sigaramı ,
Attım Tarabya’dan, düştü Boyranaltı’na
Ekim 1983

Eski mektupları okurken zaman eskiden daha yavaş giderdi sonsuzluğa gibime geliyor. Daha çok vakit ayırabilirdi insanlar kendilerine, sevdiklerine. Mektup da, bayramlarda özenle alınıp yazılan kartpostallar gibi unutulan bir haberleşme aracı artık.

Mektup eskiden ciddiye alınan bir işti. Bir boşluk yakalardı insan, aklına düşerdi biri başlardı yazmaya. Hem de öyle şimdi mesajlarda olduğu gibi sesli harfleri atlayarak veya kısaltmalar yaparak değil. Konuşur gibi yazılırdı mektup yazdığı kişiyle. Sorular sorulur, cevabını almış gibi baş sallanır, soruları dinlenir ve cevaplanır, yürek dökülür, gülünür, ağlanırdı yazarken.

Herkesin ayrı bir tarzı vardı mektup yazarken. Mesela anneannem çizgili dosya kağıdını boylamasına katlayıp dört sayfa oluştururdu ve el yazısı ile yazardı. İlk sayfa nasılsın, nasılım, akrabalar, tanıdıklar, nasıllar kısmı ile geçerdi. İkinci ve üçüncü sayfa İnebolu Postası; haberler, ölen, doğan, evlenenler. Son sayfada sadete gelir, neden mektup yazma ihtiyacı duyduğundan söz ederdi. Nasıl becerirdi bilmem ama mektup kağıdın son satırında biterdi. Yani tabelacının yazıyı tam ayarlaması gibi bir şey. Sol alt köşeye tarih koyardı. İsim imza filan yok.

Annemin mektupları genelde telgraf gibi olurdu. Kısa öz ve net. Tarih atmazdı ve sonuna annen derdi.

Amcamın mektupları ultimatom gibi olurdu. Dilekçe formatında talimatname. Tarih sağ üst köşede, paragraflar düzenli, el yazısını sevmezdi ve sonuna yalnızca imza atardı.

Ama mektubun profesörü babamdı. Başlangıçta hep farklı sıfatlar eklerdi mektup yazdığı kişinin başına. Özenle seçtiği sıfatlar. Merak ettiğinden emin olduğu konular seçerdi. Yanılmazdı. Tavsiye bölümü vardı. Bir şiir mutlaka olurdu mektubun bir tarafında. Uzun uzun yazardı, öykü kıvamında. Önceleri el yazısı ile yazardı. Felç geçirdikten sonra daktilo ile yazmaya başladı. Ankara Fen Lisesini kazandığımda şu şiiri iliştirmiş mektubuna

Yüzümü ak ak ettin, yüzümde akım benim.
Ekmeğime yağ sürdün, ekmekte yağım benim.
Senden çok şey umduğunu hocan evvel söyledi,
Beni dağ eyledin, yücelen dağım benim.
1975

Eeee… tabi ben de ilk mektubumun bir köşesine sıkıştırmışım cevabımı

Ektiğini biçmek diye bir söz vardır Atadan,
Ömür boyu ektinizse size bir ürün gerek,
Bizler tepe olursak sizin yamaçlarınızda,
Bu hayat tarlanızda binbir bereket demek.
1975  

Hayali cihan değer günlerin güzelliklerinden biriydi mektup.

Posted in

Yorum bırakın