Bugün haftanın ilk günü. Ama kimsede pazartesi sendromu yok. Pandemiyse her gün pazar. Günlük turumu Osmanlının 2. Payitahtında yapacağım bugün. Edirne’de. Bildiğiniz bilmediğiniz 10 ibadet yerine göz atacağım 25.000 adımda. Tabi yine kendi çektiğim amatör fotoğraflarla.

SELİMİYE CAMİİ

Edirne denince akla ilk gelenin Selimiye olduğu su götürmez bir gerçek. Hakkında çok konuşulduğu ve bilindiği için bu konuda ilginç birkaç not aktarayım sadece. Mimar Sinan’ın 77 yaşında başlayıp 84 yaşında bitirdiği ustalık eseri ki Mimar Sinan’ın Kayseri’de devşirilen bir Rum olduğunu hatırlatayım. Ayasofya ile kubbe çapı karşılaştırması yapılır sıkça. Hem büyük hem küçüktür. Selimiye’nin kubbe çapı 31.22 metredir. Ayasofya’nın kubbesi büyük çapı 31.90 küçük çapı 30.90 olan bir elipstir. Cami genellikle Yavuz Sultan Selim’i çağrıştırsa da aslında Kanuninin oğlu II.Selimin adını taşır. İstanbul’un başkent olmasına rağmen Edirne’ye yapılması da onun gördüğü bir rüya nedeniyledir. Son olarak üç şerefeye ayrı merdivenlerden çıkılması olayı 4 minarenin 2 tanesi için geçerli. 

ESKİ CAMİ

Eski Cami Edirne’nin ilk büyük camii. Yıldırım Beyazıtı’n Timur’a yenilmesinden sonra fetret devri başlar. 1402 de Süleyman Çelebi Bursa’dan Edirne’ye gelerek padişahlığını ilan eder. O tarihten sonra Edirne Osmanlının başkenti olur. 1403 de bu caminin yapımına başlanır. Sonra Musa Çelebi abisini öldürtüp padişah olur. Daha sonra Mehmet Çelebi de aynı şekilde abisi Musa’yı. Sonunda 1413 de Mehmet Çelebi camiyi bitirir.

9 eşit kubbeli içi sade bir yapıya sahip caminin o zamanın Osmanlı mimarisinin örneği. Bu camide vaizler caminin vaaz yerinden konuşmazlar. Bunun sebebi ise buradan en son konuşan vaizin Hacı Bayram Veli olmasıdır. Mihrabının üzerinde kabeden getirilen bir taş olduğu rivayet edilir. 

ÜÇ ŞEREFELİ CAMİ

Üç şerefeli cami 1437-1447 yılları arasında II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Üç şerefeli minare 76 metrelik boyu ile döneminin en yükseğidir ve üç şerefesine ayrı merdivenlerle çıkılır. 100 yıl sonra Mimar Sinan tarafından kullanılan mimari ve tekniklerin başlangıcının bu cami olduğu varsayılır.

Her dört minaresi de birbirinden farklıdır ve bu nedenle üzerindeki kırmızı motiflere göre yivli, baklavalı gibi isimlerle anılır.

II. BEYAZIT KÜLLİYESİ

1484-1488 yılları arasında II.Beyazıt tarafından Mimar Hayrettin’e yaptırılmıştır. Büyüklü küçüklü 200 kadar kubbe ile kapatılmış külliyenin en önemli kısmı tıp medresesidir. Döneminde Dünya üzerindeki en modern akıl hastanesi de bu külliyede. Mimar Hayrettin İstanbul 1509 da depremle yerle bir olduğunda komple planlamayı yapan mimar olarak da bilinir. Bursa Pirinç Hanı ve Monster Köprüsü popüler diğer eserleri. Trakya Üniversitesi tarafından Tıp müzesine dönüştürülen müzenin uluslararası ödülleri de var.

MURADİYE CAMİİ

Muradiye camii Sarayiçi’ne egemen bir tepeye II. Murat tarafından yaptırılmıştır. Kaynaklara dayanılarak 1426 yılına tarihlenir. Mimarı bilinmemektedir. Girişi üç küçük kubbeli kıble tarafı bir büyük kubbelidir.

Cami dış görünüşünün yalınlığına karşın İç süslemesinde çiniler ve rumi motifli işleme yönünden XV. yy. Osmanlı Sanatının en önemli yapıtlarındandır. Ancak günümüze pek bir şey kalmamıştır. Kalanlar ise rezalet bir restorasyonla mahvedilmiş.

YILDIRIM BEYAZIT CAMİİ

1397-1400 yıllarında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan unutulmuş bir cami. Ama ben unutmadım. Mimarisi Muradiye Camiini andırıyor. Çok sade. Avlusundaki ocak aynı zamanda aşevi olarak kullanıldığını düşündürüyor.

BEYLERBEYİ CAMİİ

Turumuzun son camii olarak şu anda mahalle camisi durumunda olan II. Murat’ın Beylerbeyi tarafından 1429’da yaptırılan camiyi fotoğrafladım. Avlusundaki birçok Osmanlı mezarından biri de caminin banisine ait.

BAHAİ MERKEZİ

Turuma Bahai Merkezi ile devam ediyorum. Bahilik bir mehzep değilde islâmın merkezinde bütün dinlerden parçalar alan bir din aslında. 1817’de Tahran’da zengin ve soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mirza Hüseyin Ali aykırı fikirleri nedeniyle önce Bağdata oradan da 1863 de önce İstanbula sonrada Edirne’ye geliyor. Yaklaşık 4 sene yaşadığı Edirne’de peygamberliğini ilan edip Hz.Bahaullah adını alıyor. Şu anda Türkiyede 10.000 dünyanın çeşitli ülkelerinde 4-5 milyon bahai yaşıyor. Onun 4,5 yıl yaşadıği bu bina Bahailer için çok kutsal bir yer.

SV GEORGI BULGAR KİLİSESİ

1880 yılında kurulan Sv Georgi, Edirne’nin arka sokaklarında küçük bir Ortodoks kilisesi. Kurulduğundan bu yana aynı ailenin üyeleri papazlık yapıyor. Şu andaki Papazı Aleksandır Çıkırık. Edirne’de Ortodoks cemaatin üyeleri 40 kişi civarında. Katolik ve Protestanların bir kilisesi olmadığı için onlar da ibadet için Sv. Georgi’ye geliyor. Özel günlerdeki ayinler için Bulgaristan’dan bile gelenler oluyor. Şehirde 15 kadar Müslüman-Ortodoks evliliği var. Bazıları düğünlerini de burada yapmış. Bazı Müslümanlar, ayini merak ettikleri için kiliseye geliyor, mum yakıp gidiyorlarmış.

BÜYÜK SİNOGOG

Bu Türkiye’nin en büyük Avrupa’nın 3. Büyük sinogoğu. 20. yy başlarına kadar çeşitli topluluklara sahip Edirne kentinde çoğunluğu Müslüman, Musevi, Rum, Ermeni, Bahai ve Bulgar olmak üzere pek çok dine mensup insanlar bir arada yaşamıştır. 20. yüzyılın başında Edirne’de yaklaşık 20.000 yahudinin yaşadığı bilinmektedir. 15. Yüzyılın sonlarında Portekiz ve İspanya’dan göç eden Museviler burada kendi ibadet yerlerini kurmuşlar ve zamanla şehirdeki sinagog sayısı 13’ü bulmuştur. Ancak 1905 yılında Harik-i Kebir (Büyük Yangın) diye anılan çıkan yangında, Kaleiçi semtinde toplam 1514 Yahudi evleriyle birlikte adı geçen tüm bu sinagoglar zarar görmüştür. II. Abdülhamit tahrip olan 13 sinagog yerine büyük bir sinagog inşa edilmesi için 6 Ocak 1906’ da gerekli ferman vermiş ve 1907 yılında inşası tamamlanmıştır.

Halen Vakıflar Müdürlüğü tarafından kullanılmakta olup zaman zaman İstanbul’dan gelen Museviler izin alarak ayın yapmaktadır. Sinagog çevresindeki bazı eski konaklar hala Musevi izlerini taşıyor.

Bu gezimi tesadüfen fotoğrafını çektiğim bu yapı ile bitireyim. Bir su terazisi. Eskiden uzaktan şehre kanal ve kemerlerle gelen suyu evlere vermeden basıncını düşürmek için kullanılıyormuş. Oradaki bir yaşlının dediğine göre eskiden bunlardan Edirne’de onlarca varmış şu anda 3 tane kalmış. Hoşça kalın.

Posted in

Yorum bırakın