Tenedos yani Bozcaada bir dönem en gözde kaçış yerlerimden biri idi. Ancak 10 yıldan fazla bir süre önce aşırı kalabalık beni bu adadan uzaklaştırdı. Ancak sezonun bitmesini fırsat bilerek ve özellikle hafta içi bir ziyaret gerçekleştirmek için üç kadim dost yola çıktık.
Daha önceki gelişlerim hep yaz sezonu olduğu için adanın o nefis koylarında vakit geçirmiş merkeze çok da konsantre olamamıştım açıkçası. Bu kez o eksiği tamamlamaya azimliyim.
Eskilerde ada merkezinin ortasından, yani bugünü düşününce feribottan indiğinizde adanın içine doğru ilerleyen Çınarlı Çarşı Caddesi üzerinden geçen bir dere varmış.
Bu derenin Bozcaada Kalesi tarafında kalan kısmı Rum Mahallesi, liman tarafında kalan kısmı ise Türk Mahallesi olarak kabul ediliyormuş. Bu nedenle gerek evlerin mimarisi ve gerekse sokak planları arasındaki farkları görmek için bu keskin bir çizgi ile ayrılan bölgelerde incelemek çok faydalı. Şimdi merkeze yakın popüler yerlere bir göz atalım.
BOZCAADA KALESİ
Adanın bu gösterişli kalesi insanin aklına bu küçücük adada böylesi bir kalenin ne işi var diye düşündürebilir. Bozcaada, Çanakkale Boğazı’nın çıkışında olması ve anakaraya yakınlığı nedeniyle tarih boyunca istila riski bulunan önemli bir nokta olmuş. Adanın tarihteki sakinleri kendilerini güvende hissetmek için çareyi devasa bir kalede bulmuşlar ve kalenin çevresini de suyla dolu bir hendekle çevreleyip ve asmalı bir kapıyla giriş çıkış yapmışlar.

Kalenin ilk ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ama tarih boyunca Fenikeliler, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kullanıldığı ile ilgili arkeolojik bulgular var.
Kalenin günümüzdeki hali 1455 yılında, kalıntılar üzerinde tekrar inşa edilerek elde edilmiş. Savaşlar, mücadeleler, doğal olaylar derken yıllar içerisinde yenilenip durmuş. 1815’te neredeyse yeniden yaptırılmış.

Kalenin en yüksek surlarına çıkıp doğuya baktığınızda Bozcaada kent merkezinin eski Türk bölgesini ve limanı görebilirsiniz. Batı tarafında ise en uçta gördüğünün sarı bina olan salhaneyi, adanın en yüksek noktası olan 192 metrelik Göztepe’nin denize inen sırtındaki yel değirmenlerini ve eski Rum Bölgesi’nin bir kısmını görebilirsiniz.

Kalenin içi ise oldukça geniş. Ortadaki bölümde eski Türk ve yunan mezar taşları sergileniyor. Sağdaki fotoğraf kalenin eski bir kitabesi.

Son olarak sırasıyla eski bir mezarlıkta bulunan suluk, değişik bir yunan mezar taşı ve mezar üstü mermer bir plaka fotoğraflarını çekip kaleden çıkalım.
MERYEM ANA KİLİSESİ
Meryem Ana Kilisesi avlusundaki 4 katlı saat kulesi ve üzerindeki çanı ile Bozcaada’nın sembolik yapılarından biri.
Rum Mahallesi’nin arka sokağindaki bu kilise 1800’lerden beri yerini koruyor. Kilisenin giriş kapısında tarihi 1869 olarak belirtilse de ilk yapılış zamanının Venedikliler dönemine dayandığı tahmin ediliyor.

Saat kulesi zamanla aşınmaya uğramış ve aşağıya parçalar düşmeye başlamış. Bu nedenle 1980’lerde kulenin belli kısımları sökülmüştür. 2007 yılında ise restore edilerek yıpranmalar giderilip eski görüntüsüne kavuşturuldu.
Tabi restorasyon yalnızca binalara yapılabiliyor. Yalnızca 4 rum aile kalmış adada. Rahip de yok kilisede. 15 günde bir pazar ayın yapılabilirse ne ala.
BOZCAADA MÜZESİ
Önce müzenin binasından bahsedeyim. Yukarıda müzede sergilenen binanın eski halinin maketini görebilirsiniz. 1874 yılında Rum Mahallesinin tamamen Türk mahallesinin kısmen yandığı büyük yangın sonrası 1876 yılında Dimosten Tulmidis tarafından adanın bu görkemli yapısı iki ayrı bina olarak yaptırılmıştır. İkı katlı bina 1880 li yıllarda Yunan 1910 lu yıllarda ise İngiliz konsolosu olan Tulmidis tarafından konsolosluk binası olarak, üç katlı bölümü ise Aristidi Borelli tarafından Italyan konsolosluğu olarak kullanılmıştır. 1917 de Tuldimis ölümü ve 1950 yılında ailenin son ferdi de Avustralyaya göç etmesi sonrası bina bakımsız bırakılmış, daha sonra binanın tehlike yaratması üzerine 2. Ve 3. Katları kontrollü olarak yıkılmıştır.

İste bu binaların zemin ve bodrum katları Bozcaada Kaymakamlığı ve M. Hakan Gürüney işbirliği ile 2006 da restore edilerek müzeye dönüştürülmüş.
Müzenin içerdiklerinden önce bu müzenin içindeki tüm parçaları büyük bir sabır ve özenle toplayan ve beni bizzat müzeyi gezdiren, deniz kabuğu koleksiyonuna yalnızca bu adada olan bir parçayı katmak için dalmaya gelen, adaya aşık olup buraya yerleşen ve Bozcaada’nın belleği olarak anılan M.Hakan Gürünay ile başlayayım. ODTU Fizik mezunu. 60 yaşında. Galatasaray’da bir kitapçıda gördüğü eski bir Tenedos fotoğrafı ile başlayan aşk kısa sürede derinleşmiş ve sırf araştırabilmek için osmanlıca ve yunanca öğrenmiş. Dünyanın her yanından binlerce parçayı biraraya getirebilmek için bir servet harcamış. Sonra bu muazzam emeğini böylesi bir müzeyle insanlara sunmuş eşsiz biri. Yaklaşık 4 yıldır inepoli için benzeri bir durumun içinde olduğumdan çok şey öğrendim kendisinden ve müzeden.
Müzeyi gezmek isterseniz ki bu adaya gelirseniz kesin isteyin, bağcılık ve şarapçılıktan denizciliğe, savaş dönemlerinden Bozcaada esnafına kadar Bozcaada kültürünün bir parçası olan her konuyu eski fotoğraflar, evraklar, nesneler gibi çeşitli belgeler aracılığıyla keşfedebilirsiniz.
Müzeye gitmişken hem müzeye hem adaya dair tatlı bir hatıra için müzenin mağazasına da göz atmanızı tavsiye ederim.
ALAYBEY CAMİİ
Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1700 yıllarında yapıldığı ve harap olan Ali Ağa Camii, Kale kumandanı olan Miralay (albay) Ahmet Ağa tarafından yeniden yaptırıldığı için bu adı aldığı düşünülmektedir. Cami, Kırmızı kesme taştan yapılmış. Cami girişi kuzey cephedeki beş taş basamakla çıkılan basık kemerli çift kanatlı ahşap kapıdandır. Minaresi kuzey-batı köşesinde beyaz kesme taştan yapılmış ve şerefe korkulukları oyma, şerefe altı stalaktitlidir.

Caminin içinde mihrap ve pencere üstleri barok tarzda dal motifleriyle süslendirilmiş. Tavan sade işçilikli ahşap ve minber ve mihrapta da süsleme yok. Giriş kapısının iki yanındaki köşelerde bulunan birer ahşap merdivenle kadınlar mahfiline çıkılıyor ve kadınlar mahfilini 6 ahşap sütun taşıyor. Caminin avlusunda ufak bir “hazire” bulunmakta ve buradaki 14 mezardan biri Osmanlı’da sadrazamlık yapmış olan Halil Hamit Paşa’ya ait.
BOZCAADA YEL DEĞİRMENLERİ
Bozcaada Yel Değirmenleri, hikayesi geçmişe dayansa da Bozcaada gezilecek yerler arasında en yeni nokta. Ada merkezinin iki yanındaki tepede eskiden bir sürü yel değirmeni bulunuyormuş ancak zamanla hepsi yıkılmış ve geriye sadece kalıntılar kalmış.
2019 yılında Bozcaada Kaymakamlığı geriye kalan kalıntılardan 3 yel değirmenini yeniden inşa ettirmiş ve ada nostaljik silüetine geri dönmüş.

Yel değirmenlerini ziyaret ederek manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Özellikle fotoğraf çekmeyi seviyorsanız hem Bozcaada manzarası hem yel değirmenleri efsane kareler yaratıyor. Denizde görülen ve bir denizaltı görüntüsü olan kayalık fener adası.
RÜZGAR GÜLLERİ VE POLENTO FENERİ
Eski yeldeğirmenlerinin yerini malum rüzgar gülleri aldı. Türkiye’nin 3. rüzgar enerji santrali buradaki 17 adet rüzgar gülü. Rüzgar güllerinin sonunda da Polente Feneri var.

Polente Feneri, 1861 yılında inşa edilmiş. yüksekliği 32 metre ve ışığını 15 deniz mili yani yaklaşık 28 kilometreye kadar gönderebilmekte.
Gün batımı için şarabınızı alıp gidin. Şarabı nereden alacağım demeyin Bozcaada tam bir şarap cenneti. En eski markalar
Yunatçılar (Çamlıbağ) – 1925
Ataol – 1927
Talay – 1948
Aşağıda Şarap Fabrikasının bir kısmı. Bu kadar gezi sonrası birbirini dik kesen sokakların olduğu Rum mahallesi sokaklarında dolaşmak dinlendiriyor insanı.

Otel tavsiyem kesinlikle Alesta Otel. Manzarası bu. Meral Hanım’ın kahvaltısı muhteşem özellikle de reçelleri ve Bulgar böreği. Akşam ise Kedi Bar, özellikle hava lodos ise muhteşem dinginlikte.

Ama benim işim var gezi notlarını yazacağım.
Yorum bırakın