Çanakkale Savaşlarını daha iyi kavrayabilmek amacıyla yarımadayı 2 gün boyunca karış karış gezdim. Açıkçası dramın büyüklüğü nedeniyle elim yazmaya pek gitmedi. Ama hem henüz gitmemiş olanlara rehber olsun hem de daha önce muhtelif sergilerdeki şiarım olan “BEDELİNİ BİLMEYEN, DEĞERİNİ BİLMEZ” gereĝi yazmak daha doğru diye düşündüm. Yaklaşık bir yıl içinde bu küçük coğrafyada boşuna giden kayıtlara göre yaklaşık 500.000 can. Boşuna diyorum çünkü bu kayıpların yarısını veren itilaf devletleri hiçbir sonuç almadan kös kös geri dönmüşler. Canını veren diğer yarı yani vatanını koruyanların ise bu fedakarlıkları kısa bir süre sonra padişahın bir kararıyla boşa çıkarılmış.ÇANAKKALE

ŞEHİTLERİ ANITI

Bu gezime Abide ile başlamak en doğrusu olur diye düşündüm. Burayı gezip duygu seline kapılmamak mümkün değil elbette. Önce kısaca tarihçesine bakalım;

1943 yılında Millî Savunma Bakanlığı proje yarışması düzenlemiş. 37 projenin katıldığı yarışmayı 1944’te İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğrenci olan Feridun Kip, Doğan Erginbaş ve İsmail Utkular’ın projesi kazanmış. Ancak inşaatına başlanması konusu defalarca meclis gündemine gelmesine rağmen mali sıkıntı nedeniyle her defasında ertelendiği için ancak temeli 17 Nisan 1954’te atılabilmiş.

Bozuk malzeme kullanımı, ihale süreçlerinin uzaması ve ödenek ayrılaması nedeniyle sonunda açılan bi kampanya ile halktan toplanan paralarla tamamlanıp açılışı 21 Ağustos 1960 tarihinde yapılabilmiş.

Abideye 1971 yılında bir savaş müzesi ilave edilmiş, 2002 yılında ana kaidenin ayaklarındaki rölyefler, 2004 yılında tören alanı ve sembolik şehitlikler yapılmış. 2005 yılında restorasyondan geçen anıt, 2007 yılında bulunduğu alana yeni şehitlik inşa edilmesiyle şu anki şeklini almış.

Yani anlayacağınız Milliyetçilik konusunda mangalda kül bırakmayan bir millet bu büyük kahramanlık destanı için bir anıtı tam 64 yılda tamamlayabilmiş. Bu süre içinde savaşa katılan tüm itilaf devletleri çok sayıda anıt ve şehitliğini yıllar önce inşa etmiş yarımadanın bir çok yerine.

Abidenin tamamlanmasında kampanya sırasında cansiperane çalışan ve çok büyük katkı veren sanat Güneşi Zeki Müren’i burada anmadan geçmek olmaz. 

Abideye her zaman akın akın insanlar geliyor. Bu maneviyatı hep yüksek olan bir millet için çok doğal. Bu coşkuyu doğru yönlendirmek kaydıyla tabi. Şehitlik kısmında il il sınıflandırma yapılmış. İyi de olmuş lakin kulak misafiri olduğum bazı öğretmenlerin öğrencilerine maalesef doğru olmayan bilgilerle bu özgürlük savaşını soykırım olarak anlatması veya bir başkasının olayı tamamen dine döküp adeta cihat olarak ilan etmesi işin tadını kaçırıyor. Yukarıda bahsettiğim coşkunun suyunu çıkartmak tam da bu. 

Abide ile ilgili son notum abidenin karşısındaki rölyeflerin oldukça iyi olduğu ve tamamının detaylı incelenmesi gerektiği. 

ERTUĞRUL TABYASI

İtilaf Devletlerinin temel hedefi Çanakkale boğazını gemilerle geçip İstanbul’a ulaşabilmek. Çanakkale Savaşları üç aşamadan oluşuyor. Önce yapılan Deniz harekatı başarısız olunca iki aşamalı çıkarma ile kara harekatı. Ben ilk olarak güney cephesini yani yarımadanın boğaz tarafını gezeceĝim. Deniz harekatı 19 ve 25 şubat tarihlerinde boğazdaki özellikle topçu tabyalarının bombardımanı ile başlıyor. Ertuğrul tabyası boğazın girişinde Saddülbahir’de İngiliz ve Fransız donanmasını ilk karşılayan tabya. 

Tabyanın kalıntıları 2006 yılında toprak üstüne çıkartılmış ve şehitlik olarak düzenlenmiş. Tabya 25 şubat bombardımanında ağır kayıp verip tamamen susuyor. tabyanın hemen karşısındaki mezarda yatan Er Halil İbrahim savaşın ilk şehitlerinden olmalı.

Ertuğrul tabyasında beni çok etkileyen bir kahramanı size tanıtmak istiyorum.

İkiz Koyu’na çıkan 2.500 kişilik İngiliz Birliği’nin karşısına emrindeki 250 kişi ile dikilen ve onlara 32 saat direnip şehit olan Pilot Yüzbaşı Yusuf Kenan Efendi bu yakışıklı adam. Atatürk ile aynı yaşta.

O bir devrin battığı ve doğduğu yerde, silah arkadaşlarıyla birlikte şehit olduğunda 34 yaşında.
1902 yılında mezun olduğu Harbiye’nin kapısından üniformasıyla çıktığı günden beri, hiç durmadan çarpışarak, payına düşenleri barut, kan, kin, toz toprak ve içindeki özlemleri toplayarak. Üstelik tespih taneleri gibi dağılmış bir ülkenin peşinde. Hayat kocaman bir cephe hattı gibi uzanıyor gözlerinde. Trablusgarp savunmasında, Balkan Harbi’nde, Gelibolu Cephesi’nde hep en önde.

1881 Edirne doğumlu. 23 yaşında iyi eğitimli, çakı gibi Osmanlı subayı. Kalpağı ve pos bıyıklarıyla bir Türk bahadırı. Gözleri çakmak çakmak. Memleketin zor günleri. Zehra Hanım’la yaptığı evlilik ve geride bıraktığı eşine, çocuklarına hasret bir ömür. Adı tarihe yazılırken aklında her daim ailesi, kalbinde kızlarının nefesi.

Bu yaşanan yüzlerce binlerce hikayelerden biri, hikaye derken bile insanı utandıran türden.

Tabyanın hemen yanındaki 26. Alay ve Yahya Çavuş şehitliğine de bir göz atmakta yarar var. Bu şehitlik Seddülbahir kalesi ve deniz harekatı sırasında İngilizlerin ilk çıkartmayı yaptığı Ertuğrul koyunun da en iyi görüldüğü yer.

HELLES MEMORIAL

Bu anıt Ertuğrul Tabyasının sırtını dayadığı Gözcü Baba türbesinin bulunduğu tepede. İngilizlerin yaptığı 30 metreyi aşan yüksekliği ile en büyük anıt. Deniz savaşı sırasında, mezarı olmayan, denize düşen, yanan ve kaybolan 20.763 İngiliz. Avusturalyalı ve Hintli asker için yapılmış. Hepsinin adı anıtı çevreleyen duvarın üzerinde var. Yapılış tarihi 1924.

KANLIDERE ŞEHİTLİĜİ

Daha sonra Saddülbahir’den Ecaabat’a kadar gördüğüm her ara yol ve tabelaya girerek gittim. Yol üzerinde bir çok şehitlik var. Yalnızca bazılarından bahsedeceğim.

Bu şehitlik dönemin harita komutanı Şevki Paşa tarafından hazırlanan ve buradaki şehitlerin gömüldüğü bölgeyi de gösteren harita baz alınarak yapılmış. Önce harita günümüz uydu görüntüleri ile örtüştürülmüş, sonrasında jeoradar taraması yapılarak şehitligin sınırları belirlenmiş. 2022 yılında tamamlanmış. Bunca yıl bekleyip bu kadar çalışma gerekir miydi sorusuna siz cevap verin. 

Buda hemen yakınındaki Soğanlıdere şehitliği. 

HAVUZDERE ŞEHİTLİĜİ VE ANITI

Yol üzerindeki Alçıtepe, Şahindere ve Hava Şehitliklerine de uğrayarak boğaz kenarındaki bu Havuzlar şehitliği ve Anıtına ulaştım. Şehitliĝin hemen karşısındaki kamping alanı mola için uygun göründü gözüme. Yine haklı çıktım. Süper bir menemen, kendi yaptıkları nefis bir beyaz peynir, bahçeden yeni toplanmış hıyar ve domates, yeni demlenmiş bir çay. Benim gibi bir gezgin başka ne ister ki! 

RUMELİ MECİDİYE TABYASI

Seyid Onbaşı bu savaşın herkes tarafından bilinen kahramanlarından biri. O Rumeli Mecidiye Tabyasının bir neferi ve sizi heykeli karşılıyor tabyaya yaklaştığınızda. 

İkinci fotoğraf Rumeli Mecidiye Şehitliği ve anıtı. Asıl şehitlik 200 metre ilerde imiş ama buraya taşınmış. Önde görülen mezar ise Feyzi Efendinin. Kim bu Feyzi Efendi diyeceksiniz. III. Selim zamanında yaşamış bir mimar, matematikçi ve devlet adamı. Çanakkale Boğazındaki kalelerin güçlendirilmesiyle görevlendirilmiş. 19 Şubat 1807 de İngiliz Donanması boğazı geçince de idam edilmiş. Biz buna Osmanlı Usulü Demokrasi diyoruz. Bizimkinden hallice. 

Bu da tabyanın genel görünüşü. 18 Mart 1915 de İtilaf Devletlerinin en güçlü deniz saldırısında topların menzili yetmediği için kullanılamamış. 

İlk resim topların dönme raylarını, ikinci resimdeki kanal ise tepeden gelen suları toplayıp direk deniz gönderiyor. Barutun ıslanmaması için. 

KİLİTBAHİR KALESİ

Güney cephelerinin son noktası Kilitbahir kalesi olacak. Aslında en güçlü deniz saldırısının olduğu 18 Martta dahi bu Kaleye pek iş düşmemiş. Batıklara bakıldığında boğazın bu noktasına kadar yalnız 3 geminin ulaşabildiği anlaşılıyor. Saphir, Mariotte ve HMS L7. 

Fatih Sultan Mehmedin emriyle 1463-1465 yılları arasında Çanakkale Boğazının bu en dar bölgesine karşılıklı iki kale yapılıyor. Anadolu Yakasına Sultaniye kalesi ve Rumeli tarafına Kilid-ül Bahir yani deniz kilidi. Kalenin dış surlar arasında kalan ana yapısı üstten yonca yaprağı şeklinde. Soldaki kule ise 1561 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın kalenin büyütülmesi talimatı ile yapılmış ve sarı kule diye biliniyor. 

Kale sularının içinde bazı heykellerle dönem canlandirilmaya çalışılmış ancak pek başarılı bulmadım açıkçası. Ama ana kule içinde çelik konstrüksyon olarak oluşturulmuş 6 kattaki bilgiler ve balmumu heykeller oldukça başarılı idi.

Balmumu heykel Piri reis, çalışıyor ve Osmanlının o nadir bulunan kellesini alacağını henüz bilmiyor. İkinci fotoğrafta ise sarı kulenin içindeki harita. Çok hoş ama orijinal mi bilemedim.

Ve son olarak kilit, bahir ve kalesi

ÇANAKKALE DESTANI TANITIM MERKEZİ

Güney cephelerini cumartesi günü gezmistim. Hafta sonu nedeniyle çok kalabalık idi ve kendimi o savaşın içinde olanların yerine koyabileceğim sessizliği yakalayamadım. Bu nedenle kuzey cephelerini pazartesi gezmeyi yeğledim. Denizden başarılı olamayan ve 18 Mart 1915 de kesin bir hayal kırıklığına uğrayan itilaf devletleri bu kez de kara savaşı için çıkartma kararı verirler.

Çanakkale Kara Savaşları belkide göğüs göğüse yapılmasına rağmen karşılıklı centilmenlik de içeren Dünya’daki tek muharebe örneğidir.

Ben bu savaşı biraz da sağ sol çatışması olarak görmüşümdür. Bir tarafta sağ yani emperyalist güçler ve onların kandırdığı sömürgelerden gelen bıyığı terlememiş gençler. Diğer tarafta ise sol deneyimli subaylar ile özgürlük için mücadele eden ve düşmana kıyasla daha aydın gençler. Aydın diyorum çünkü Galatasaray, İstanbul Erkek, Pertevniyal, Abdurrahmanpaşa gibi dönemin önemli liselerinin öğrencilerinin neredeyse tamamı cephelere koşmuş ve o dönem hiç mezun vermemiş.

Kuzey cephelerine yeni açılan bir tanıtım merkezi var. Sergilenen materyal ve belgeler çok değerli ancak çok dağınık ve uygun yönlendirmeler olmadığı için olayı bir bütün olarak verebilmekten uzak. Yine de görülmesi gerekir. Ama merkezde benzerleri bulunan resimdeki afişle ilgili bir kaç laf etmek isterim. Çok şey anlatan bir afiş. İngiltere bu ve sergilenen benzeri afişlerle Avustralya ve Yeni Zelanda’dan asker toplamış. Sanki tatile gönderir gibi ölüme göndermiş çocukları istila etmek istediği ülkenin üzerine. Toprağını özgürlüğünü savunan Mehmetçiğin gözünü budaktan sakınmayıp canı pahasına savunacağını bile bile.

ARI BURNU-ANZAK KOYU

Kara harekatı 25 Nisan 1915 Tarihinde iki ana noktaya çıkartma ile başlar. Seddülbahir’e İngiliz ve Fransızlar çıkarken, Anzaklar Arı Burnuna çıkarlar. Seddülbahir’de 5 hazirana kadar olan süreçte ağır kayıplara mal olan bazı ilerlemeler kaydedilse de, Arı burnunda çok dik olan arazi ve güçlü savunma ile Anzak kuvvetleri içeriye ancak 1 km sızabilir. Bu harekatın temel hedefi iki çıkartma kuvvetlerinin yarımadanın iki bölgesine de hakim Alçıtepe’de birleşmesidir ki, bu hedefe çok uzak kalırlar. Ben önce sahilden ikinci ve son çıkartmanın yapıldığı Suvla koyuna kadar gideceğim. Daha sonra ise yamaçlarda Mustafa Kemal komutasındaki 57. Alayın mucizeler yarattığı yerleri gezeceğim.

Savaşın önemli aşamalarının yaşandığı yerlere İngilizce /Türkçe yaklaşık 5 metreye 3 metre büyüklüğünde yazıtlar konmuş. İyi de olmuş. Lakin özellikle ışığın ters geldiği yerlerde okunması çok zor. Bu şikayetimi yetkili yerlere bildirdim. Arı burnunda Atatürk’ün aşağıdaki muhteşem söylemi yazıyor:

“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar. Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Liderlik budur, insanlık budur.

Arı burnundaki Anzak mezarlığında bu çınarın altındaki bir mezarın başına oturuyor, gözlerimi kapatıp onu dinliyorum
“Adım Eithan, Yeni Zelandalıyım. 19 yaşındayım. Bir gün köyden Queenstown’a indiğimde gördüm o afişi. O an karar verdim gitmeye. Eve gittiğimde annem karşı çıksa da babam bunun onurlu bir şey olduğunu ve benim ile gurur duyduğunu söyledi. Yaklaşık 1,5 ay sonra bir akşam Limni adasından gemiye bindim. Sabaha karşı 20-25 kişilik bir botla sahile hareket ettik. Yarımız daha sahile varmadan vuruldu. Komutanın kazın emrini hatırlıyorum. Bu çınarın hemen arkasında idim. Ama o zamanlar beni gizleyecek kadar büyük değildi. Yaklaşık yarım metrelik bir çukur kazdım. Önümde üç ceset kum torbası gibi duruyordu. Yüzü bana dönük olanla dün akşam sigara içmiştim. Her taraftan kurşunlar yağıyordu. Ben daha bir tek kurşun dahi atamamıştım. Üç saat kımıldamadan durdum. Sonra sanki bana seslenildiğini duyar gibi oldum. Üniformamı çıkarttım. Beyaz atletimi çıkartıp silahın süngüsüne takıp ellerimi kaldırarak ayağa kalktım. O an sağ omzumda ve böğrüme de bir yanma hissettim. Her yanım kan, annemin gözleri yaşlı, babamın içini kemiren bir gurur. İşte benim kısa hayatım ve uzun ölümüm.”

Sahil şeridinde gittiğinizde ağırlıklı olarak Anzak mezarlıkları var. Bu sahil yaklaşık 100.000 kişiye mezar olmuş. Bu mezarlıklarda biri Shell Green Mezarlığı. Shell Green, Arıburnu bölgesinin en güneyinde denize doğru uzanan meyilli ve geniş bir arazi. Adını Türkler tarafından sık sık mermi (shell) yağmuruna tutulmasından alıyor. Bu mezarlıkta 1 İngiliz ve 408 Avustralyalı yatıyor. İngiliz komutanları olmalı. Yaş ortalaması 20’nin altında.

Şu anda son çıkarmanın yapıldığı Suvla Koyuna bakan Büyük Kemikli burnundayım. Arıburnu ve Seddülbahir çıkartmaları sonrası ilerleme kaydedemeyen itilaf kuvvetleri hem arazinin daha uygun olması hem de bölgenin İstanbul ile bağlantısını kesmek amacı ile buraya 6 Ağustos 1915 tarihinde 4 tabur askerle çıkarma yapıyor. İlk çıkarma sırasında çok fazla kayıp veren itilaf kuvvetleri bu çıkarmada hiç kayıp vermiyor. İkinci pano Büyük Kemikli Yazıtı.

57. PİYADE ALAYI VE CONKBAYIRI

Yarbay Mustafa Kemal komutasında özellikle Suvla Çıkarması sonrasında mucizeler yaratan alay. Ölümüne savaşan lakin gerektiğinde yaralı düşmanını kucağında taşıyan Mehmetçikler. Bu anıtla başlamak istedim 57. Piyade alayının şimdikilerle kıyaslandığında çok mert kalan savaşı anısına.

Conkbayırı’na ilerlerken karşıma çıkan Lone Pine Mezarlığı ve Avustralya Anıtı işgal döneminde yapılmış ve adını bölgede savaş sırasında bu tepede tek olarak duran bir çam ağacından alıyor.

Gazi’nin bu unvanı aldığı yani şarapnel parçasının önünde duran saatin bir ülkenin kaderini belirlediği yerde Ata’nın çıkarma yapılan bölgeyi incelerken çekilen o meşhur fotoğrafının çekildiği an ölümsüzleştirilmiş. Conkbayırı’na geliyorum. Buranın önemi Anzak Güçleri ile 57.Alayın en yakın (25 metre) tam anlamıyla göğüs göğüse savaştığı yer olması.

Ata’nın geriye kaçmakta olan askerleri durdurup neden kaçıyorsun diye sorması, cephanelik bitti cevabı üzerine cephaneniz bittiyse süngünüz var, süngü takıp yere yatın demesi çınlıyor kulağımda. Daha sonra bir söyleşisinde bizimkiler süngü takıp yere yatınca onlarda yere yattı. O an 261 rakımlı tepeyi vermeyeceğimizi anladım demiştir. İkinci fotoğraftaki Conkbayırı’ndaki siperler. Bu siperlerdeki askerlere o düşmanın o sırada hiç beklemediği taarruz emrini şu sözlerle vermiştir Ata;

Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.

İnsan bu sözlerin kendisine söylendiğini düşünüyor ister istemez. Bir de bu emri veren O Kumandan’ın, emrindeki tüm Mehmetcikleri canı kadar seven O Kumandan’ın bu emri verirken çektiği acıyı elbette.

İtilaf kuvvetleri 9 Ocak 1916 tarihinde yarımadadan çekildiler.

Tilkiler sıcaktan su için yollara çıkmış. Anafartalar savaşlarının Ağustos ayında olduğunu bildiğim için bunu söylemekten utanıyorum ama bende gezecek takat kalmadı. Gezemediğim, gezip anlatamadığım yerler mutlaka var. ama her TC vatandaşı gelip bu havayı koklamalı zaten.

Posted in

Yorum bırakın