Bazen durup dururken bazı tatlar gelir aklına. Hani öylesini hiç yemedim dediklerinden. Birecik’te Fırat nehrinin kenarında Mirkelam tesislerinde mırra satan küçük bir çocuğun gözlerinin acılığında haşhaş kebabı, beraberinde bir çok anının aromasını içinde taşıyan Ali Küllu’nün bir külah kaymaklı dondurması, Roma’da İspanyol merdivenlerinin hemen başında gözünde canlanan tarihle hamuru karılmış portakallı kek, Monstar köprüsünün hemen dibinde köprüden atlayacak olan gence bakarken doğranmış soğan, acı sos, ayvar, köy peyniri ve kırmızı biberle servis edilen cevapcici, Venezuella Porta la Cruz’un Karayip denizinin kenarındaki bir köyünde birana eşlik eden ve bir balıkçının yaptığı adını bile bilmediğin bir balığın ızgarası vs. vs. Öylesini hiç yemedim demenin sebebi ona yüklediklerindir, onla özlediklerindir, onun sana zaman yolculuğu yaptırmasıdır biraz da.

Bugün aklıma İnebolu’da Molozun köşesindeki Balıkçı kahvesinde içtiğim karanfil çayının tadı düştü. 8-10 yaşlarında plajdan dönerken uğrar içerdik kuzenlerimle. Salaşı güzel bir mekandı diye hatırlıyorum, içinde domino oynayan balıkçılar, ha bir de balıkları patlayıcı ile avlarken elinde patlayan birinin eli sakat kalmıs, diğerinin gözü kör olmuş iki kardeşi hayal meyal. Karanfilin tadı ağzıma geliyor ama kahvenin nasıl olduğunu gözümün önüne getiremiyorum bir türlü. Arşivimi karıştırdım. Bulamadım maalesef. Bir tek arkasına soru işareti koyduğum bu fotoğrafı buldum. Benziyor o kahveye konum olarak ama emin olamadım. Bir de açık olan taraf yamaca yani fener tarafına bakardı sanki. Belki kahvede oturanlar ipucu olur. Bir bilen çıkar diye paylaşıyorum fotoğrafı.
Ah be ne güzel karanfildi o. Çocukluğum tadında…
Yorum bırakın