CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA İKİ GENÇ

İhsan iki aylık seferden yeni dönmüştü ve doğup yaşadığı topraklara biraz daha hasretle basıyordu bu sefer. İçinden bir daha gitmem Kırım’a diye geçirdi. Denizciydi. Birçok kereler Barselona’ya gitmişti yumurta yüklü ticari gemilerle. Ama hiçbirinde Karadeniz’de yakalandıkları gibi adeta her tarafından yanardağ püskürüyormuş gibi kabaran böylesi bir fırtınaya rastlamamışlardı. Bir yandan da hem 1. Dünya Savaşı hem de grip salgını nedeniyle Akdeniz’e açılmakta çok tehlikeli olmuştu artık.

Yar başındaki merdivenleri ağır ağır çıktı. Merdivenin başına geldiğinde sol taraftaki ahşap iskelenin üzerinden biri seslendi: – Safa geldin Hopalı, sana bir kadeh şarap ikram edeyim de yorgunluğunu atasın. Sol omuzu hafif ilerde ve ağır ağır yürürdü 1.95’lik İhsan. Yürüyüşünü Hopalı bir asker arkadaşına benzeten babası takmıştı ona bu lakabı. Başını kaldırıp Yar başı Meyhanesinin işleten kabak Yanya’ya ters ters baktı ve hiç düşünmeden içeri daldı Hopalı.

İki gün Düz tarladaki baba evinde dinlendi. Anası Şerife ona sevdiği yemekleri yaptı. Dizinin dibinde kardeşleri Ali ve Mehmet, abilerinin deniz maceralarını dinlediler. Babaları Raşit Kaptan (Raşit kaptan Beyaz Beratlı İstiklal madalyasını teslim alan dört denizciden biridir) da katıldı zaman zaman onların sohbetlerine. İki gün dinlendikten sonra Hopalı hem arkadaşlarını görmek hem de Mustafa Kemal Anadolu’ya geçtikten sonra başlayan istiklal hareketi ile ilgili haberleri almak üzere çarşıya doğru inmeye başladı. Tam kaymakam yokuşunun köşesinde çeşme başında elinde iki koca güğümle bekleyen kısacık boylu genç kızla göz göze geldi. Bu ona yıllarca hayat arkadaşı olacak Emine’yi ilk görüşüydü. İçi ısındı, ısındı ve kaynadı.

Emine 16 yaşındaydı. İki erkek üç kız beş kardeştiler. Ufak tefek olmasına rağmen çok kuvvetli, hep güler yüzlü, hiperaktif denebilecek kadar hareketli, becerikli ve çalışkan olduğu için anne ve babasının en güvendiği evladıydı. Evleri Marazın kahvesinin hemen önünde, yeni yapılan mendireğe, İskelle Burnuna ve Patriyoz Mahallesine hâkim bir konumda idi. Ama oluşan heyelan nedeniyle yanındaki iki evle birlikte kayıp gitmişti iki yıl önce. Anne ve babasının yeniden başlama konusunda en büyük destekçisi olmuştu Emine. Elbette komşularının desteğini de unutmamak lazım.

Hopalı hemen o akşam söyledi Şerife anaya Emine’yi isteyin bana diye. 2 ay içinde de evlendiler. Evliliğin ilk yılları tüm Anadolu’nun tek vücut olduğu İstiklal Savaşının zorluklarıyla geçti. İnebolu bir yandan Anadolu’ya geçmek için İstanbul’dan gelenlerle dolup taşıyor, bir yandan da cepheye aktarılması gereken başta cephane olmak üzere her türlü malzemenin merkezi konumuna geliyordu. Vakit bu hengâme içinde hızlı ama bir yandan da cepheye evladını gönderen analar içinde bir o kadar yavaş geçiyordu. 

O yıllarda cephaneyi karaya çıkartan kayıkçılardan biri Hopalı, cephaneyi İki çaya taşıyanlardan biri de karnındaki İfakat’la birlikte Emine idi. İlk çocukları İfakat İnebolu Yunan muhripleri yaptığı top atışları altında doğdu. Günler sonra İnebolu, haftalar sonra Vatan kurtuldu. Yeni cumhuriyetin neferleri idi artık onlar. Atatürk’ün Türk Ocağının balkonundan yaptığı konuşmayı dinlerken her ikisi de çok heyecanlı, mutlu ve umutlu idi. Bir hafta sonra Muammer ve iki yıl sonra da Nurettin katıldı aileye. Atatürk’ün devrimleriyle kadınlara tanınan hak ve özgürlükleri en iyi anlayan ve değerlendirenlerden biri oldu Emine. Onun teşvikiyle Hopalı Sahil Oteli işletmeye başladı.  Emine evde çocuklarının istikbali için elinden geleni yaparken, diğer yandan da otelle ilgili her hizmeti veriyordu. Odaların temizliği, yatakların yapılması, her misafir sonrası yorganların yeni ve temiz kılıflarla kaplanması, misafirlerin kahvaltı masalarına tereyağı, türlü türlü reçel ve marmelatlar yapılması onun hiç şikayetçi olmadan yaptığı rutin işlerdi. En küçük çocukları da askerden dönüp evlenince bu seferde molozda yeni açılan plajı işletmeye başladılar.

Plaja bütün yemekleri Emine evde yapıp tepsilerle göçük denilen patikadan taşıdı yıllarca. Hopalı kansere yakalandı altmışlı yılların başında. Son gününe kadar da ağırlaşan kulaklarını radyoya dayayarak dinledi ajansı. Hiç kaçırmadı. 1968 de vefat etti. Emine’nin bu acısını iki oğlunun acısı perçinledi ama o hayat sevincini hiç kaybetmedi. Su böreğini, murabba dediği marmelatlarını torunları, torun çocukları için yapmaya devam etti. Cennete çevirdiği bahçesinde gülleri budarken düşüp kalçasını kırdı. Birkaç sene sonra 1983 yılında vefat etti. O öldüğünde torunun toru

Yorum bırakın