Önce kitabın yazarını tanıyalım.
YEVGEVİ YEVGENEVİÇ LANCEREY
Yevgeni Yevgenyeviç Lanceray, Rusya’nın St. Petersburg’da 23.08.1875 de doğan Rus grafik sanatçısı, ressam, heykeltıraş, mozaikçi ve illüstratör. Büyük büyük dedesi Besteci, babası heykeltraş, dedesi, bir amcası ve erkek kardeşi mimar, diğer amcası sanat eleştirmen, kız kardeşi ressam. Kısacası Lanceray’ın büyüdüğü ev ev değil güzel sanatlar akademisi adeta. Tabi bunlara yeğeninin Peter Ustinov olduğunu da eklemek lazım.
Lanceray ilk derslerini 1892 ve 1896 yılları arasında St. Petersburg’daki İmparatorluk Sanatları Teşvik Derneği Çizim Okulu’nda alıyor, daha sonra 1896-1899 yılları arasında Paris’te Academia Colarossi ve Academia Julain’da eğitimine devam etti. Fransa’dan Rusya’ya döndüğü 1899 yılında Saint Petersburg’da kurulan ve aynı adı taşıyan bir sanat dergisinden esinlenen “Sanat Dünyası” adlı Rus sanat hareketine katılıyor ve bu süreçte 18. yüzyıl Rus tarihini ve sanatını inceliyor. ilk önemli çalışmaları 1890’ın sonlarında, 1900’lerin başında yapıyor.

Lanceray’in en ünlü duvar resmi, Moskova Kazan Tren Garı’nın tavanında yer almaktadır.
Lanceray, 1917 devriminden sonra St. Petersburg’dan ayrıldı ama “Sanat dünyası” gurubunun Rusya’da kalan tek üyesi (ailesi dahil) oldu. Geleneksel resmin ve burjuvazinin temsilcisi olarak, yeni Sovyet hükümetinde uzun süre büyük talep görmedi. 3 yıl Dağıstan’da, sonrasında 12 yıl Tiflis’te yaşadı. 1934 de Moskova’ya taşındı ve 71 yaşında Moskova’da öldü. Üç yıl sonra yani 1945 de Devlet Halk Sanatçısı unvanını almasının ona bir yararı olmadığı kesin.

Yukarıdaki oto portresi 2024 Ekim’de Ankara’da onun eserlerinin AI ile renklendirilerek sergilendiği “Kurtuluş’un Türkiye’si 1922 Ankara Yazı” sergisinden alınmıştır.
SANATÇININ İNEBOLU İZLENİMLERİ
Ankara’da Sovyet Elçiliğinde görevli N.D. Romanov’ un önerisi ve resmi diplomatik
temsilcisi S.İ. Aralov’un daveti üzerine Yevgeniy Lanceray 1922 yılının Mayıs ayında Tiflis’ten Ankara’ya gitmek üzere yola çıkar. Yolculuktan yaklaşık 10 gün önce, 19 Mayıs’ta yakın bir akrabasına yazdığı mektubunda ‘‘sanırım St. Petersburg’da da hayat tıpkı buradaki gibi can sıkıcıdır, bu nedenle hiç olmazsa gözlerime şenlik veren
mutluluklara veda etmek istemiyorum’’ der ve Türkiye seyahatine çıkar
Lanceray her yaptığı seyahatte olduğu gibi yolculuk boyunca hem kara kalem eskizleri yapar, hem de düzenli olarak notlar tutar. Türkiye seyahati esnasında da tutmuş olduğu notlarından, suluboya, guaş, çini mürekkebi ile çalışılan resimlerinden bu yolculuk hakkında oldukça önemli ve kapsamlı bilgi ediniliyor.
30 Mayıs 1922 tarihinde Tiflis’ten trenle yola çıkan Lanceray 3 Haziran’da Batum’dan Trabzon, Hopa, Rize, Samsun limanlarına uğrayan bir gemi ile İnebolu’ya doğru yol alır. Bir ressam olarak sahil ve dağ manzaraları dikkatini çeker ve hemen eskizlerini yapar, ayrıca Trabzon’u çevreleyen fındık bahçelerini de anlatır. Batum’dan yola çıktıktan bir gün sonra gemi Samsun limanına ulaşır. Lanceray bu limanda bir torpido gemisi gördüklerini ifade eder. Samsun’dayken geminin kaptanına Türk yetkililer tarafından İnebolu’dan Samsun’a doğru bir Yunan savaş gemisinin seyrettiği haberi verilir. Rus gemisinin kaptanı kıyıdan ayrılma kararı alır. Ressam ve gemidekiler Yunan savaş gemisinin Samsun’u yaylım ateşine tuttuğunu ve bu nedenle şehir içinde yangın çıktığına tanık olurlar.
Yolculuğun dördüncü gününde gemi İnebolu’ya ulaşır ve Y. Lanseray ile kendisine eşlik eden arkadaşı karaya inip buradan Ankara’ya devam etme kararı alırlar. Ressam notlarında İnebolu halkının Yunan savaş gemisinin gelişinden duyduğu endişeyi dile getirir.

7 Haziran 1922 tarihli resimden ve notlarından da anlaşıldığı gibi savaş korkusuna kapılan İnebolu halkı sahilde stoklanan mal ve eşyaları kent içine taşır, tekne ve sandallar da kızaklarla çekilerek sahilden uzaklaştırır. Yukarıda o gün çizdiği resmi ve o resmi çizdiği otelini (Sahil Otel) görebilirsiniz.

Üstte Lancerey’in taşlarını resmettiği mezarlık-1990’lı yılların sonuna kadar oldukça fazla sayıdaydı- ve bunları sınıflandırdığı esgiz çalışmasını görebilirsiniz.
Y. Lanserey Ankara’ya gitmek üzere arabayla yolculuk yapar. İlk edindiği izlemimler oldukça olumludur. Ülkedeki insanların işgalcilere karşı büyük bir mücadele vermelerine rağmen, onları umutlu gördüğünü dile getirirken, yolculukla ilgili çok ayrıntılı bilgi de verir:
‘‘Mutlu bir ülke, zengin ve güzel; etrafta yerleşim yerleri görülür, geçtiğimiz yol oldukça kalabalıktı. Yol boyunca sıkça askeri teçhizat yüklü at arabalarıyla karşılaşıyoruz, konvoyun başındaki arabada denklere tutturulmuş üzerine yarım ay işlenmiş kırmızı bayrak dalgalanıyordu ’’. Yol boyunca birçok konvoy ve kervan görürler, ancak ressamın da belirttiği gibi, ‘‘asla bizi kızgın gözlerle, haykırışlarla, taş ve sopayla karşılayan ve uğurlayanlar olmadığı gibi, tam aksine asla kötülük ve kıskaçlık beslemeyen, açık, sade bakışlarla karşılaştık’’
Bilindiği üzere Kurtuluş Savaşı, İstiklâl Harbi ya da Millî Mücadele sırasında İnebolu üzerinden İstanbul’dan Ankara’ya yapılan malzeme ve insan naklinde Çankırı önemli bir aracı merkez rolünü oynamıştır. Lancerey’in bu konuda gözlemleri aslında İnebolu’dan Ankara’ya giden yolun önemini bir kez da vurgulamaktadır. Ressamın günlük notlarında Kastamonu, Ilgaz dağı geçitleri, Çankırı ve çevresindeki dağ ve tepelere, ovalara, nehir boyunca gördüğü deve kervanları gibi İç Anadolu’nun tüm coğrafi özelliklerine yer verilmektedir. Gördüğü manzaralar karşısında kayıtsız kalamayan Lancerey, şöyle der: ‘‘Eski dönemleri anımsatan bir tablodur bu!’’

Kitabın 21-25 sayfalarında 6-9 Haziran 1922 tarihleri arasında ve 72-80 sayfaları arasında da 16-23 Eylül 1922 tarihleri arasında İnebolu ve Kastamonu civarı hakkında o döneme ışık tutacak bilgilere yer veriliyor. Bu kitabın anlatımını yukarıda söz ettiğim sergiden aldığım ve Lancerey’in cephede çizdiği bir resimle bitirmek iyi olur diye düşündüm.


Yorum bırakın