İSTANBUL’UN MERDİVENLİ SOKAKLARI

Hafta sonu evden çıkarken niyetim Çukurbostan’a gidip birkaç antikacı dolaşmaktı. Bağlarbaşı’ndan Üsküdar’a taksi ile inerken hem hala mart diye düşünüp kalın giyindiğimden, hem de trafiğin tıkanmasının hiperaktif yapımı depreştirmesinden kendimi yaka paça attım dışarıya. Mihrimah Camiinin önünden geçerken sağda hemen hemen her Karadeniz şehri ve kasabasında fazlaca bulunanlara benzeyen bir merdivenli sokak gözüme çarptı. Eveeet. İçimdeki Çelebi o an uyandı. Yeni serimin adı İstanbul’un Merdivenli Sokakları.

YENİ DÜNYA SOKAĞI  

Üsküdar meydanında sırtınızı denize döndüğünüzde Mihrimah Camiinin sağ tarafında bu sokak. Sokak o eski alçak iskemleleri sokağa koymuş bir kahvehane ile başlıyor.  Sokağın Boğazı gören noktasında bir zamanlar Mimar Sinan’ın platonik olarak en büyük aşkı Mihrimah Sultan için yaptığı saray bulunuyormuş. Ne zaman yok olduğu bilinmemekte. Bu kafe ile idare etmek zorundayız.

Burasının eski ismi Büyük Yokuş imiş. Eski İstanbul’da bu tip sokaklarda farsça dinlenilecek yer anlamına gelen Aramgahlar olurmuş. Şimdi ise yokuşun ortalarına yerleştirilen banklar mola verip nefeslenme imkanı sağlıyor. Elbette merdivenli sokakların vazgeçilmezi kediler.

Merdivenlerin sağ tarafında yağmur sularının toplanması için konulmuş kanal hala orjinalliğini koruyor. En yukarıya çıkmadan biraz önce sokak ikiye ayrılıyor. Eskiden sokak bittiğinde II. Mahmut devrinde şeyhülislam olan Zeynelabidin Efendinin konağı varmış. Şimdi ise çirkin bir apartman yükseldiği için hiç fotoğraf çekmedim.

ÇAPANOĞLU SOKAK  

Üsküdar’dan Karaköy’e geçmek için motora bindim. Ancak yanlışlıkla Kabataş motoruna bindiğimi geç anladım. Motorda biraz araştırma yapınca Galatasaray Liseli bazı arkadaşlardan duyduğum arka kapı kaçış güzergahlarından Çapanoğlu sokağa gitmeye karar verdim. Tophane’de İş ve işçi Bulma Kurumunun hemen yanındaki Boğazkesen Caddesinin sonunda merdivenlere ulaştım. İlk dönüşten sonra merdivenin formu değişti. Bu arada Çapanoğlunun hikayesini de benim bildiğim şekliyle anlatayım.

Çapanoğulları, Osmanlı tarafından Yozgat bölgesinin asayişini sağlamak, vergilerini toplamak için görevlendirilmiş bir ayan ailesidir. Rivayete göre sarayın bahçesinde muhasibiyle gezen II. Mahmud, atamaların ve görevden almaların altından hep Çapanoğlu beylerinin çıktığından yakınırken yanındaki lala önüne çıkan bir taş parçasını ayağıyla kenara itince padişah “aman lala ne yapıyorsun, o taşın altından da Çapanoğlu çıkmasın!” der. Hikayesi budur bu işin. Ailenin iktidarla cumhuriyet yıllarına kadar süren gerilimli bir ilişkisi vardır. Ancak Milli Mücadele yıllarında saltanat yanlısı bir politika izler.

Merdivenin tekrar değişen formuyla 83 basamak tamamlandı. Çıkılan sokak keşlerin dolaştığı insanı bu işin altından da çapanoğlu çıkmasın dedirten tedirgin edici bir sokak olsa da

yolun sonu hem şaşırtıcı hem de sevindirici bir yere çıktı.

KAMONDO MERDİVENLERİ  

Bir anda İstiklal Caddesinin o artık kanıksadığımız seksen cins milletin özellikle de arapların panayırı halindeki anlamsız kalabalığın içinde buldum kendimi. Yapabildiğim kadar hızlı bir şekilde Galata Kulesine ulaşınca derin bir nefes aldım. Artık İstanbul’un en ünlüsüne Kamondo Merdivenlerine beş dakikalık yolum kalmıştı. Önce bu merdivenlerin asaletine hiç yakışmasa da ünlendiği olayı anlatayım.

2012 yılında James Bond’un Skyfall filminin çekimleri için İstanbul’a geliniyor. Merdivenler Bond’un dublörü Robbie Madison’un ilgisini çekiyor ve üzerinde motoruyla bir kaç akrobatik hareketler yapıyor. Ba…ba…ba..bah.. Ne önemli, ne önemli.

Merdiven Voyvoda Caddesi’yle Banker Sokağı’nı birleştirir.1850’li yıllarda bölgenin en önemli banker ailelerinden biri olan Kamondo ailesinden Abraham Salomon Kamondo adına yaptırılmıştır. Kamondo ailesi İspanya’daki engizisyondan kaçarak ilk önce Venedik’e, ardından istanbul’a gelmiş. Aslında bir dedenin torunlarına Avusturya Lisesi’nde okuyan torunlarının yokuşu rahat çıkmaları için yapılan bu merdivenler aynı zamanda o dönemde yaşayan levantenlerin, Galata’daki iş yerlerinden Pera tarafında olan evlerine gitmelerinin kolaylaştırılması çok kullanılmasına neden olmuş. Osmanlı tarihinde İstanbul’un modernleşmesinde çok önemli katkıları olan bu aile sonra Paris’e yerleşmiş son fertleri II. Dünya savaşı sırasında nazi toplama kamplarında yok edilmiş. Doğu’nun Rothschild ailesi diye anılan ailenin önemli ferdi Abraham Salomon de Kamondo İstanbul doğumlu ve babası Ortaköy Cemaat yöneticilerinden. Abraham Osmanlı’da mülk edinme hakkı verilen ilk yabancı uyruklu kişi. Ayrıca modernleşmenin kent içi yaşamdaki öncülerinden, modern bankacılığın kurucularından biri olmasının yanı sıra istanbul’da ilk belediyenin kuruluşunda, kentsel alt yapının modernleşmesinde, yeni ve modern eğitim kurumlarının oluşumunda rol almış, önemli şehircilik, mimarlık ve kültür yatırımlarına da öncülük etmiş.

Abraham Salomon Kamondo, Paris’e yerleşmesinden kısa süre sonra 1873 yılında 93 yaşında ölmüş, naaşı istanbul’a getirilmiş ve saray bandosu eşliğinde görkemli bir törenle Hasköy’deki yahudi mezarlığında inşa ettirdiği anıtmezarda toprağa verilmiş. Galata ve Karaköy esnafı öldüğü gün yas ilan ederek dükkanlarını kapatmış. Hikaye aslında çok daha uzun ancak bu kadar kısaltabildim.

BEREKETLİ SOKAK

Kamondo merdivenleri ile terapi sonrası kendimi fazla yormadan günü bitirmek istiyordum. Bizim oralarda kış uykusundan hızlı uyanan ayının postu delik olur diye bir laf vardır. Tikkat olmak lazım. Lakin Karaköy’den motorla Üsküdar’a geçtiğimde miting nedeniyle trafik felçti. Ben de Kuzguncuğa kadar yürüyüp Bereketli Sokağı da size tanıtmak istedim. Bunlar sokağa gelenlere hoşgeldin diyordu sanki.

Bana kalırsa en korunmuş sokaklardan biri budur merdivenli sokakların. Soldaki binada sevimli gençlerin çalıştırdığı bir mimarlık ve dekorasyon şirketi var. Hafta sonları ise merdivene oturanlara çay satıyorlar. Ben içtim, tavsiye ederim.

Zaman zaman nefeslenecek bankların olması iyi aslında. Nefes nefese kalınca oturuyorsun, şöyle film şeridi gibi geçiyor gözünün önünden hayatın 😉Kuzguncuk’ta Menteşe Sokağından İcadiye Caddesine iniyor merdivenler. 102 merdivenden oluşan sürprizli bir merdiven. Üç tane paralel sokakla kesişiyor.

Sokağın üstü iki köprüyü de gören harika bir boğaz manzarasına sahip. Sözü Salah Birsel’in bu sokak için söyledikleri ile bitireyim; “Bir yamaç üzerine kurulmuş sokağın alt başında durup yukarıya doğru baktığınızda evlerin iki tütün sırası dizisi gibi sıra tuttuğunu görürsünüz. Daha doğrusu bunlar gök kubbeye asılmış beşibirliklerdir. Orada çokça oyalanırsanız üstünüze üstünüze gelirler”

Yorum bırakın