ÇENGELKÖY
OSMANLI ÇEŞMELERİ
Sabah baktım hava sulu zırtlak, ben de muhitimden ayrılmadan sulu bir kültür gezisi yapayım dedim. Osmanlı’nın sudan sebeplerle inşa ettiği çeşmeleri dolaşacağız birlikte. Çoğunun tarihini her gün önünden geçen Çengelliler bile bilmez. Çeşmelerin biri hariç yapım tarihi 19. yüzyıl..
Buyurun..
YUSUF ZİYA PAŞA ÇEŞMESİ

Çeşmeyi yaptıran Yusuf Ziya Paşa, Osmanlı devlet adamı, besteci ve diplomat. Rumeli hisarındaki şu anda Borusan’ın ofisi olan Perili köşkte ikamet etmiş. Renkli ve zevkli bir kişilik yani. 1849 yılında dünyaya gelmiş. II. Abdülhamit ve Meşrutiyet devirlerinde Osmanlı Devleti’nde üst düzey görevlerde bulunmuş. 1910-1914 yıllarında Washington Büyükelçisi olarak görev yapmış. Çeşmeyi ölen karısı Behiye Hanım için yaptırmış. II. Mahmut tuğrasının hemen altındaki kitabede on iki mısralık bir manzume var. İlk iki mısrası
Yusuf Ziya Paşa meğer itmiş bu mevki’den güzâr Kalsun deyâ bir nev-eser sarf eylemiş nakd-i revân
Evet biraz ağdalı ve anlaması zor bir kitabe ama mutmain bir saraylının Yunus Emre gibi sade bir dille yazması beklenemez elbette. Benim estetik bulduğum bir çeşme. Bir de üzerinde muhtelif sokak tabelaları olmasa, yalağı toprak altında kalmasa ve musluğundan su aksa daha iyi olur ama…
HATİCE HANIM ÇEŞMESİ

Bu çeşme ilginç aslında. Pek fazla örneği yok. Aynı haznenin iki ayrı cephesine iki ayrı hayırsever tarafından çeşme yaptırılmış.
Yeni Mahalle´de Çeşme Sokak´ta meydanın ortasındaki birine yıldırım düşmüş üç ulu çınarın dibindeki çeşmenin Hatice Hanım tarafından 1825 yılında yaptırılan cephesinde üst üste yerleştirilmiş dikdörtgen üç mermer blok var. En alttakinde iki sütun arasında toplanmış perde motifleri ile süslü ayna taşı, orta blokta ise kısa iki sütun arasında kitabe taşı var. Üst blok define dalları ile çerçevelenmiş beyzî bir madalyon ve bunun iki yanında ay ve sekiz köşeli yıldız motifleri var. Madalyondaki II. Mahmut tuğrası muhtemelen silinmiş. Çeşmenin teknesi toprak altında kalmış, lülesi koparılmış suyu kesilmiş. Üç beyitlik kitabesi şöyle:
Bu çeşmeyi ihlâs´le bünyâd iden Hanım ilâ yevm-il kıyame yâd ola Nuş eyledikçe teşneler bu kevseri Cennetde kadr-ü rütbesi müzdâd ola İçdim suyun Aynî didim târih-i tam Bu abdan Rûh-i Hadice şâd ola.
MUSTAFA TAHİR EFENDİ ÇEŞMESİ

Yukardaki de haznenin daha sade olan diğer tarafı. Hakkında pek fazla bilgi bulunmayan bu çeşmeye yeni bir musluk takılmış. Yalak kısmı da muhtemelen yenilenmiş.
SULTAN II. MAHMUD ÇEŞMESİ

Hacı Ömer Camii sokağının köşesindeki bu çeşme 1831 yılında II. Mahmud tarafından annesi Saliha Sultan adına yaptırılmış. İki sütun arasında kabartma motiflerle süslü büyük bir ayna taşı var. Ayna taşının üzerinde sadece “ Ve minel mai külli şey’in hay” ayeti ve Yesarîzade Mustafa İzzet Efendi tarafından yazıldığı tahmin olunan Mahmud II tuğrası bulunmakta. Diğerleri gibi yalağı çukurda kalmış ve suyu akmıyor.
KAVASBAŞI AHMET AĞA ÇEŞMESİ

Yapımı 1854 yılına tarihlenen Çengelköy iskele meydanında 4 cepheli sade bir çeşme. Yalnızca caddeye bakan cephesinde bir kitabe var. Merak edenler için Kavasbaşı vezirin korumalarının başındaki kişi.
LAHANACILAR ÇEŞMESİ
Yol çalışmaları sırasında ortaya çıkan bu çeşme de Kavasbaşı Ahmet Ağa tarafından 1854 yılında yaptırılmış. Şu anda Çengelköy karakolunun hemen önünde duruyor.

Hikayesi ise ilginç. Osmanlı Dönemi’nin iki rakip takımından Lahanacılara verilen desteği göstermek için yaptırılmış. Merzifon’un büyük lahanalarının ünü sebebiyle, takımlardan birine “lahanacılar”, Amasya’nın ünlü bamyası sebebiyle diğer takıma ise “bamyacılar” denmiş. Tarihteki ilk derbilerden biri Lahanacılar ve Bamyacılar arasında gerçekleşmiş. Osmanlı döneminde 3. Selim Lahanacıları, II. Mahmut ise Bamyacıları desteklemiş. Cirit, okçuluk, mızrak gibi yarışlarda karşı karşıya gelen takımları destekleyen padişahlar onlar için anıtlar yaptırmış. Alayı holigan bu saraylıların.
KULELİ ASKERİ LİSESİ ÇEŞMESİ

Kuleli Askerî Lisesi’nin (adını yazarken bile içim sızlıyor) giriş merdivenlerini altındaki bu çeşme 1871yılında Abdülaziz döneminde yapılmış. Yol seviyesinin altında kalan görüntüsü lisenin başına gelenlerin bir göstergesi adeta.
İBRET ÇEŞMESİ

Buraya kadar çeşmelerin tarihini anlattım. Bunda ise bir çeşmenin geleceğini anlatacağım. Bu gördüğünüz çeşme 2017 yılında yapıldı. Bundan 50 yıl kadar sonra günümüzle ilgili tarih tekâmül ettiğinde banisi ile ilgili bir kitabe olacak üzerinde.
” Bu çeşmenin banisi önce kendini son Osmanlı padişahı zannetti. Daha sonra Şeyhülislam olarak gördüğü teröriste kendi ifadesiyle ne istediyse verdi. Onun tarikatını devletin tüm organlarına yerleştirdi. Daha sonra çıkar çatışması nedeniyle ona savaş açtı. Onun yapacağı darbeyi fark etmesine rağmen bunu fırsat bildi. Saklandığı yerden halka sokağa çıkın çağrısı yaptı. Hamaset nutuklarına kanan gençler oldu. Maalesef halkını halka kırdırdı, 17 tanesi Çengelköy’den olmak üzere 250 kişi öldü. Bu çeşmeyi de yaratmaya çalıştığı sözde kahramanlık destanının bir işareti olarak yaptırdı.”
Mesajımızı da verdiğimize göre su ile başlayan geziyi su ile bitirelim.
SU GİBİ ÖMRÜNÜZ UZUN OLSUN.
KALANTOR SOKAK

Bugün karda yürüme hayali kurmuştum ama olmadı. Gençliğimde bekar evimin olduğu ve son yıllarda ise yürüyüşlerimi yaptığım Kalantor Sokağı tanıtayım size.

Çengelköy’de araç ve insan trafiğinin az olduğu dümdüz bir sokaktır Kalantor sokak. Yaklaşık 800 m dir. Sokağın ilk konakları adına yakışan güzelliktedir. Soldaki eski zenginlerden Ayşegül Nadir’in idi. Sağdaki ise yeni zenginlerden Evrenye’li bir İmam Hatiplinin ofisi.

Soldaki fotoğraf benim bekar evi. Bir kat ilave edilmiş ve sokağa doğru çıkma yapılmış. Yeni pencereleri ise mescit havası veriyor. Sağdaki ise sokağın ortasındaki kalan ve muhtemelen hayatının onda birinde birlikte olduğumuz çınar.

Çınarın hemen ilerisindeki bu konak ise sokağın 3. Büyük konağı. Konağın solundan ise Çengelköy’ün en eski yerleşimlerinden olan Yenimahalle’ye çıkılır. Yenimahalle’ye girdiğinizde Osmanlı çeşmesini bekleyen asırlık çınarlar karşılar sizi.
Elbette gençliğimdeki meşhur Çengelköy hıyarının yetiştiği bostanlar yok artık sokak boyunca.

Kimisi bakımsız, kimisi yalnız,

Kimisi bir villanın bahçesi olmuş, kimisi halı saha.

Arnavut kaldırımlı bu yokuşa geldiğimde yürüyüş bitmiş demektir. Derin nefes alırım çıkmaya başlamadan. Bu komşu evi görünce de tamam derim son bir merdiven kaldı eve varmaya.
KÜÇÜKSU
Bir baktım gezelim görelim diye 5 günde 100.000 adım yürütmüşüm. Onun için bugün daha az yürümek için hedefe odaklı gezip Osmanlının keyif merkezlerinden Göksu-Küçüksu çayırına bir göz atayım dedim.
KÜÇÜKSU KASRI
Küçüksu Kasrı ilk olarak 18. Yüzyılın ortalarında I. Mahmut için ahşap av ve dinlenme köşkü olarak yaptırılmış, şu anda bulunan biri bodrum üç katlı haline Abdülmecit zamanında 1874 de gelmiş, Abdülaziz zamanındaki ilavelerle son halini almış. Bodrum katı kiler, mutfak ve hizmetli katı.

Diğer iki katta ortadaki hole bağlanan 4 er adet oda bulunmakta. Tüm odalar kabul ve çalışma odası olup yatak odası yok. 1930 lu yıllarda üst katta denizden bakınca sağda kalan oda Atatürk tarafından zaman zaman çalışma odası olarak kullanılmış.

Kara tarafından giriş kapısı bir hayli şatafatlı. Ön tarafta Saltanat kayıkları için deniz girişinin yanı sıra iki sıralı merdivenlerin ortasına yerleştirilmiş bir süs havuzu var. Restorasyona denk geldiğim için uygun fotoğraf almakta çok zorlandım. İçeriden gelen balyoz sesleri daha önce hiçbir restorasyon çalışmasında duymadığım türden. Hayırlısı.

Denizden bakıldığında sol yanda kalan cephede ince taş işlerinin görülebileceği bir açı yakalayabildim. Bu kasır yapıldığında gerek Küçüksu gerekse Göksu çayırları o devrin kullandığı sayfiye yerleri imiş. Ben geldiğimde Göksu çayırına maalesef iş makinaları girmiş otopark çalışması yapıyorlardı ki içim kaldırıp fotoğraf çekemedim. Yukarıdaki fotoğraf Küçüksu çayırından. Çok güzel yürüyüş parkurları görülüyor. Ancak etrafı çitle çevrilmiş ve içeri girmek yasak. Bakmakla idare edeceğiz.
MİHRİŞAH VALİDE SULTAN CAMİİ
Kasrın hemen karşısındaki bu camii 1750 yılında II. Mustafa tarafından zevcesi için yaptırılmış. Tabi bu cami o cami değil. Bakımsızlık nedeniyle yıkılmak üzereyken II. Mahmut tarafından 1835 de restore edilmiş. 1930 lu yıllarda bilinmeyen bir sebeple minaresi yıkılmış. Cemaati de olmadığı için önce Anadoluhisarı İdman Yurdu Spor kulübüne tahsis edilmiş, daha sonra CHP lokali ve halkevi olarak kullanılmış.

Celal Bayar kasırda oturduğu sırada 1959 da komple yıktırmış. Elbette 2013 yılında o zamana kadar puta tapan TC ye İslam’ı getiren yüce iktidarımız işe el atarak aslına uygun olarak camiyi tekrar yapıp ibadete açmış. Ben uğradığımda ikindi ezanı okunmuştu ve içerde imam solo yapıyordu.


Yorum bırakın