BEYOĞLU, BEYOĞLU

Bugün rotam İstanbul’da yaşayanların mutlaka, gezmeye gelenlerin de çoğunlukla gördüğü  ( yani baktığı) Beyoğlu. Karaköy’ den Tünel ile çıkıp oradan İstiklal Caddesi boyunca Taksim’e kadar yaklaşık 15.000 adımlık bir yürüyüş yapacağım. Gözüme kestirdiğim 15 binayı inceleyeceğim. Belki önünden geçmenize rağmen göremediğimiz  binaların güzelliklerini elbette tarihini de anlatarak size vay be dedirtmeye çalışacağım.

TÜNEL BAKIM BİNASI  

Beyoğlu yani eski adıyla Pera Osmanlının son dönemlerinde ağırlıklı gayri müslimlerin oturduğu bir bölge. İşyerleri de çoğunlukla Eminönü, Karaköy ve Galata’da. İşe genelde atlı tramvay veya tünel diye bildiğimiz finüküler ile gidip geliyorlar. Tünelden çıktığınızda ilk gördüğünüz bina tünelin bakımı amaçlı yapılmış. Binanın üzerindeki kocaman baca ne derseniz tünel ilk açıldığında yani 1872 de buharla çalışıyormuş ve bu da buhar üreten kazanın bacası.

ST ANTUAN KİLİSESİ

Bu kilise İstanbul’da en çok üyesi olan Katolik kilisesi. Aslında 1906 da yanan bir tiyatro binasının yerine inşa edilmiş. Türkçe. İngilizce, İtalyanca ve Lehçe ayinler yapılıyor. 80 yaşını aşmış rahibin garip aksanı ile yaptığı Türkçe ayinler hala değişmediyse salı günleri.

SANTA MARIA DRAPERİS KİLİSESİ

Bu kilise bir tarikat kilisesi. Kilise 1584. 1660, 1678, 1691 ve 1871 olmak üzere tam beş kere yanmış. Bu tarikata bir mesaj olabilir. Ama cemaati ders almamış olacak ki 1904 de Abdülhamidin izni ve desteği ile tekrar yapılmış. İçerde Abdülhamid’e teşekkür plaketi var.

AYA TRIADA RUM KİLİSESİ

Bu kilise 1879 tarihinde inşa edilmiş, Taksim meydanına bakan bu yapı İstanbul’daki en büyük Rum yapısı olma özelliğini taşıyor. Bu bölge 19. yüzyılda Rum mezarlığı imiş. Kolera salgını çıkınca ölenler o zamanlar şehir dışında olan Pangaltı’da yapılan mezarlığa gömülmeye başlamış. 1876 da buraya kilise inşa izni verilmiş. Mimarı Rum Vasilika.

BOTTER APARTMANI  

İstiklal Caddesinin Tünel yönünde İsveç Konsolosluğunun hemen yanında 1900 tarihinde inşa edilmiş. 1890 ların Art Nouveau akımı gayrimüslimler aracılığı ile İstanbul’da da yaygınlaşmış. Bu binada bu akımdan nasibini almış.

Apartman Abdülhamid’in terzisi olan Jean Botter’in eviymiş. Saray mimarı olan italyan Raimondo d’Aronco tarafından tasarlanıp inşa edilmiş. Yedi katlı olan apartman cephesindeki bitki motifli bordürler, çiçeklerle bezenmiş insan figürleri, floral süsler, vitraylar, aydınlatma aksesuarlarının da tasarımı aynı kişiye ait.

ERCLE D’ORIENT BİNASI

İstiklal caddesine cepheli olarak büyük bir yapı adası üzerine 1882 yılında inşa edilmiş. İnşaat “Serkldoryan” isimli kulüp için yapılmış. O dönemde bu kulübün üyeleri Levantenler, azınlıklar ve üst düzey Osmanlı Erkanı. Cumhuriyetin ilanından sonra “şark kulübü” anlamına gelen Fransızca adı Büyük Kulüp olarak değiştirilmiş olan bu Cemiyet 1959 yılında Çiftehavuzlar’da bir şube açmış, 1971 yılında Beyoğlu’nda başlayan bozulma nedeniyle bu binadaki faaliyetine son vermiş. 45 metrelik anıtsal cephesi ile Beyoğlu’nun dikkat çeken yapılarından. Derinliği 21 metre.

Şu anda AVM olarak çalışan binanın dışında yapının bütünlüğünü bozan bayrak ve flamaların konulması ve en azından caddeye bakan tarafının restore edilmemiş olması üzücü tabi.

ÇİÇEK PASAJI

İstiklal caddesi ile Sahne sokağın kesiştiği yapı adasında Tanzimat döneminde Sultan Abdülhamit ve Sultan Abdülaziz’in tiyatro seyretmek için geldiği Naum Tiyatrosunun 1870 yılındaki büyük yangında yanmasından sonra Rum Banker Hristaki Zografos burayı satın alarak, 1876 yılında İtalyan Mimar Cleanthy Zanno’ya içinde apartman ve çarşı bulunan bir bina yaptırmış. Bu bina açıldığında içinde Paris tarzı 24 dükkan ve üstünde 18 adet lüks daire bulunuyormuş. O dönemde pasaja “ Hristaki pasajı” binaya ise “Cite de Pera” adı verilmiş.

1908 yılında bina mülkiyetinin Sadrazam Sait Paşa’ya geçmesiyle birlikte pasaj “Sait Paşa Geçidi” adını almış. Mütareke yıllarında ise pasajdaki küçük dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamış. Burada çiçek satanların bazıları Ekim Devriminden kaçan beyaz Rus kadınları, baronesler ve düşesler imiş. Pera bir süre çiçek mezat yeri olarak da kullanılmaya başlanınca, Beyoğlu’ndaki çiçekçiler pasaja toplanmış ve pasajın adı “Çiçekçiler Pasajı”na dönüşmüş.

ELHAMRA PASAJI

1920 tarihinde Şerif Adapazarlı isimli bir işadamı tarafından eski Kristal Tiyatrosunun yerine yaptırılmış olan 1228 m2 lik bu binanın mimarı bilinmemekte. Ancak ulusal mimari akımının etkisinde tasarlanmış olduğu anlaşılıyor.  Binanın yapımında Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin detayları kullanılmıştır.

Beş kemerli bir giriş katına sahip. Asma kattan sonra kuzey ve güney yönlerinde iki kat boyunca devam eden Osmanlı Cumbaları görünümünde konsollar var.

MISIR APARTMANI

1910 yılında yıkılan Trocadero Tiyatrosu’nun yerine Mısırlı Abbas Halim Paşa tarafından kışlık konak olarak yaptırılmış. İstanbul’un ilk betonarme yapılarından. Yapımı 5 yıl sürmüş. Mimarı Ermeni Hovaep Anzavuryan, Art Nouveau tarzında tasarlamış. Malzemeleri çoğu Fransa’dan getirilmiş.

Zeminde dükkanlar olmak üzere 6 katlı. En üst katın bir kısmı çamaşırhane bir kısmı teras. Paşanın ölümünden sonra varisleri katlara ayırarak apartmana dönüştürmüş. Mehmet Akif Ersoy 1936 yılından ölümüne kadar bu apartmanın bir dairesinde yaşamış. Ayrıca Atatürk’ün dişçisi Musevi Sami Günzberg’in muayenehanesi de bu binada imiş.

SAINT ANTONIA APARTMANLARI

İstiklal caddesi ile Santa Maria kilisesi arasındaki alana İtalyan Mimar Gilio Mongeri ve Edoardo de Nari tarafından 1912 tarihinde inşa edilmiş.

Altışar katlı ve birbirine bir geçişle bağlanmış iki bloktan oluşuyor ve kiliseye gelir olması için inşa edilmiş. Her iki blokun avludan ayrı girişleri var. Gotik kemerler ve balkon süslemeleri yapıya değer katıyor.

RUMELİ PASAJI

Bodos ve Kevor isimli kişilerin odun depolarının bulunduğu yere Abdülhamit’in Yıldız Sarayı başmabeyincisi Ragıp Sarıca paşa tarafından 1900 yılında yaptırılmış. Paşa gayrimenkule yatırım yapmakta imiş ve Beyoğlu’nda Afrika, Rumeli ve Anadolu Pasajı olmak üzere 3 ticari binası varmış. Halk arasında Sultan Abdülhamit 1908 yılında tahttan indirilmese paşanın beş kıtayı tamamlayacağı konuşulurmuş.

Mimarı bilinmiyor. Üst katlara çıkılabilen beş kapısı bulunmakta ve dokuz katlı olarak inşa edilmiş. Üst katlar konut olarak planlanmış ve 56 daire var. Pasajın eski kiracıları arasında Resul Eczanesi, Galeri Edip, Abdullah Efendi Lokantası gibi İstanbul’a damgasını vurmuş firmalar var..

BELEDİYE 6. BÖLGE BİNASI

Beyoğlu Şişhane meydanına cepheli olarak 1857 yılında inşa edilmiş. Tanzimat döneminin karakterine uygun olarak batılı şehircilik anlayışının ilk örneği Beyoğlu’nda başlatılmış. Burası da 6. Belediye binası adıyla açılmış. 6. Bölge denmesi sizi yanıltmasın. Paris’in 6 . Bölgesi en görkemli anıtların bölgesi olduğu için bu ad verilmiş. Bu altının Farsçası olan şeş de Şeşhane’ye adını vermiş zaten.

DECUGIS BİNASI

Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi ile Tünel meydanına çıkan merdivenlerin köşesinde bulunan bu yapı 1985 tarihinde Mimar Alexandre Valleury tarafından dönemin tanınmış Levanten ailelerinden Decugis ailesi için inşa edilmiş.

Üç katlı olan yapıya daha sonra iki kat daha ilave edilip otel haline getirilmiş.

FREJ APARTMANI

Şişhane meydanında Bankalar Caddesi ile Meşrutiyet caddelerinin kesiştiği noktada Selim Hanna Friege tarafından 1906 yılında yaptırılmış. Yapı Art Nouveau tarzı olup mimarı Khyrikiadis olarak geçmekte. Bina dört katlı ve her kat 300 m2. Binanın Tepebaşı’na bakan cephesindeki süslemeler abartılı olup yan cephelerde sadelik tercih edilmiş. Binanın banisi aslen Lübnanlı olup bu coğrafyanın en eski ve zengin ailesinden. O kadar ki o dönemde Osmanlıya dahi borç vermiş.

RAGIP PAŞA APARTMANI

Bu aparman 1870 tarihindeki yangından sonra eklektik mimari ile inşa edilmiş. Binayı yapan kişi Rumeli Pasajında bahsettiğim o zamanların Banker Kastellisi Ragıp Paşa. Binayı bırakıp Ragıp Paşayı anlatmak istiyorum. Paşa Abdülhamid’in en has adamlarından biri, hatta birincisi. Çünkü Abdülhamit’in başa geçtiği 1876 dan 1908 e kadar tam 32 yıl Mabeyincisi olmuş. 1909 da İttihatçılar Abdülhamit’i Selanik’e sürgüne gönderince elbette en has adamına da kıyak geçmemişler ve onu da Midilli’ye sürgüne göndermişler.

Birkaç yıllık sürgün hayatından sonra İstanbul’a dönen Ragıp Paşa 1920 de mide kanserinden ölmüş. Neden olduğuna dair net bir bilgi yok ama çok içtiği rivayet olunur. Bu apartmanda hatta bu pencereden dışarıyı seyrederek de demlenmiştir illaki. Ne diyeyim, afiyet olsun, ruhu şad olsun.

Yorum bırakın