AYASOFYA VE CİVARI

Bugün şöyle bir Sultanahmet’e uzanayım dedim. Asıl niyetim sinirlerimin bozulacağını bile bile Hagia Sofia Müzesini cami olduktan sonra incelemekti açıkçası. Nitekim bozuldu da.   Giriş için olan kuyruğu görünce önce etrafı dolaşmak daha iyi olur dedim ve gelmişken bir özçekim yaptım.

SULTANAHMET CAMİİ

İlk olarak Sultan Ahmet Camiine gittim. İçerisinde oldukça büyük bir restorasyon vardı. Son yıllarda eski camilerde uzun süreli ve sonuçları pek de başarılı olmayan restorasyonlara sık rastlıyoruz. Her ne hikmetse hep aynı şirketler yapıyor bu restorasyonları. İlk fotodaki minare Sultanahmet’in 6 minaresinden birinin avludan görünüşü. 1. Ahmet emriyle 8 yıllık bir süre sonunda 1617 yılın da tamamlanan camii Osmanlı zamanında yapılan altı minareli tek cami. Yapıldığı dönemde tek 6 minareli cami Kâbe’de olduğu için padişahın oraya da 7. Camiyi yaptırdığı söylenir ama doğru mudur bilmem. Daha sonra 6 minareli 3 tane daha cami yapıldı. Adana Sabancı ve Mersin Hz. Miktad Camileri 1998 de açıldı. Son yapılan ise Büyük Çamlıca Camii.

Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate şayan en önemli yanı, 20.000 ‘i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımış. Kubbelerde de aynı renklerde kalem işlerinin olması caminin Mavi Cami olarak anılmasını sağlamış. Caminin içinin 200 ‘den fazla renkli cam ile aydınlatılmış olması da farklı bir algı yaratıyor.

BAZİLİKA SARNIÇI

İkinci adresim İstanbul’un görkemli yapılarından biri. Bizans İmparatoru Hagia Sophia’nın Banisi I. Justinianus tarafından 6. YY da eski bir bazilikanın yerine yaptırılan yeraltı sarnıcı.

Suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görünen mermer sütunlar nedeniyle halk arasında popüler ismi “Yerebatan Sarayı”. 52 basamaklı bir merdiven ile inilen sarnıcın içinde aralarında yaklaşık 5 m mesafe olan 12 sıra halindeki 28 er adet yani toplam 336 sütun bulunuyor. Sütunlar dışında tüm yapı tuğladan yapılmış. Yan duvarlar 4,8 metre kalınlıkta. Zemin geçirgenlik için kalın bir horasan sıvası ile kaplı. 9 metre yükseklikteki sütunlardan çoğu eski yapılardan toplanıp silindirik olarak yontulmuş ve tek parça silindir şeklinde.

İlk fotoğrafta görülen gibi ağlayan sütun adı verilen farklı sütunlar da var elbette. Ya da iki adet de tabanına Medusa başı konulmuş sütun da var. İkinci fotoğraf başın yan olduğu sütun. Hemen yanında da basın ters olduğu var. Amuda kalkmış bir medusa gibi duruyor. Son olarak sarnıcın 10 dönümlük bir alana yayıldığını ve 100.000 ton su depolayabildiği bilgisini de vereyim.

HAGIA SOFIA

Sarnıçtan çıktığımda kuyruk olmadığını görünce hemen Ayasofya’ya dalıp hızlı bir tur atayım dedim. Kuyruktakilerin tamamı içerde imiş meğer. Oyun oynayan çocuklar, yere yatıp uyuyanlar. Karısı/kocası namaz kılarken filmini fotoğrafını çekenler, şakır şakır patlayan flaşlar. Müze sanki cami değil de film stüdyosu olmuş gibi. Görmezden gelmekten başka şansım yok.

İlk fotoğraftaki dış narteksde (koridor) dolaşılamıyor artık. Avludan direk iç nartekse geçilecek bir düzenleme yapılmış. İç narteksin tavan mozaikleri aynen duruyor. Ancak kapıların yanındaki o güzelim mermerlerin bazıları oraya konulan ve çıkartılan ayakkabıların konulduğu dolapların arkasında kalmış.

İç narteksin iki şaheseri, İç narteks güney kapısının üzerindeki İsa’ya binanın banisi Justinianus’un Hagia Sophia’yı ve şehrin kurucusunu Constantin’in ise Şehri

sunduğu “sunu” mozaiği ile İmparator kapısının üzerindeki İsa ve yanındaki madalyonlarda Meryem ve Cebrail’in olduğu ve yere çökmüş Bizans İmparatorunu takdis ettiği mozaik maalesef beyaz bezlerle kapatılmış.

Skutlosis (eşleştirme) adlı mermerlerin damarlarına göre birleştirilerek madalyon yapılma tekniğinin en güzel örnekleri olan taban komple yeşil halının altında kalmış. Neyse ki imparatorların taç giydiği ve opus sektila (kesme taş) tekniği ile yapılan bu panonun üstü açık bırakılmış. Şunu burada belirtmek isterim ki Bizanslılar tam bir mermer süsleme ustası. Hatta Osmanlının 600 yıl boyunca Bizans’tan kalan mermerleri kullandığı ve çok fazla mermer ocağı işletme gereği duymadığı söylenir.

Asıl mozaiklerin bulunduğu üst koridorlara çıkılmasına restorasyon gerekçesi ile izin verilmiyor. Umarım hiç de verilmez.

Mihraba kalabalık nedeniyle yaklaşmadım. Tam üzerindeki İsa’nın Meryem’in kucağında olduğu meşhur “apsis” mozaiğini ve daha yanlardaki melek mozaiklerini örtmek için konulmuş çok sayıda yelken şeklindeki bezler en dikkat çekici karartma bence. Daha bakmak istediklerim vardı ama yaklaşan ikindi namazı nedeniyle içerisi hızla kalabalık olmaya başladı. Ben kaçar.

AYA SERGİOS VE BACHOS KİLİSESİ

Vaktim olduğu için bir de yine Bizans İmparatoru I. Justinianus ve karısı Theodora tarafından 527-536 yılları arasında yaptırılan bu kiliseyi de görmek istedim. Kilise 1497’de II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiş ve adı Küçük Ayasofya Camii olarak değiştirilmiş.

Caminin içinde hiç kimse yoktu. Böyle bir eserin böylesine başıboş bırakılmasını garipsedim. Üst kata çıkan merdivenlerin tamamı kilitli olduğu için üstü gezemedim. 6. Yüzyıldan günümüze gelen sütun başlarındaki ve hemen üstündeki bordürlerin işçiliği inanılmaz. Gezilmeli.

Yorum bırakın