2021-AZERBAYCAN/GENCE

Azerbaycan’a ilk geldiğim yıl 1993 yılının başı idi. O zamanlar Cumhurbaşkanı Elçibey idi. Meydanda 1,5 yıl önce yıkılan 27 metrelik Lenin heykelinin kaidesi hala duruyordu. Ben döndükten 2-3 ay sonra Aliev Hanedanı iş başına geçti. Daha sonraki birkaç yıl içinde de kısa süreli ziyaretlerim oldu ama en az 20 senedir gelmedim. Havaalanından Azerbaycan Döwletinin Maden Şirketinin Bakü merkez binasına toplantı için giderken şehrin gökdelenler ile değişen çehresi ve bu değişiminde katkısıyla olan İstanbul’u aratmayan trafiği köprünün altından çok sular aktığının işaretiydi.

Toplantı sonrası 2 gün muhtelif maden sahalarını gezeceğimiz Gence’ ye hareket ediyoruz. Bakü’den çıkar çıkmaz yemek için duruyoruz. Burası bir tarafında Hazar denizi diğer tarafında ise irili ufaklı göller olan bataklık gibi bir bölge. Adı Lökbatan. Lök erkek deve, o bile batıyormuş demek ki.  

Lokantaya girdiğinizde Azerbaycan’da yemek olan her yerde olan kişniş kokusu geliyor burnunuza. Mekân köhne. Aydınlatma meyhane havasında. Abartılı dekorasyonu yemeklere de yansımış. Lezzet olarak değil miktar olarak.

Gence Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri ama tarihi daha köklü. Yol bölünmüş yol idi ama yine de yordu. Direk otele dinlenmeye. Sabah çok eski Demir cevheri ocaklarının olduğu ve yaklaşık 70 yıl önce Ruslar tarafından yapılan Cevher zenginleştirme zavotunda çalışanlar için kurulan Daşkesen kasabasına hareket ediyoruz. Kasaba Güney Kafkasya dağlarının vahşi doğasının arasında kartal yuvası gibi duruyor. Sovyetler Birliği döneminde civar ocaklardan kamyonlarla fabrikaya gelen cevher tesiste işlendikten sonra üç ayrı havai hat ile uzaklığı 8 km olan 500 metre aşağıdaki Tren istasyonuna gönderiliyor oradan da trenle çeşitli tesislere sevk ediliyormuş. Sovyetler dağıldıktan sonra pek çalıştırılmamış. Yenilenme olmadığı içinde şu anda her şey hurda haline gelmiş. Yatırımdan kaçınılma sebeplerinden en önemlisi fabrikanın Ermenistan Sınırına kuş uçuşu 30 km olması. Ocaklar daha da yakın. Son gelişmeler Azerilere güven verdi zannımca.

Yarım metreye yakın kar içinde turumuzu tamamladıktan sonra bir de hatıra fotoğrafı çektirdik. Burada işimiz bitince Ermenistan’a en yakın bölgedeki Altın ocağına hareket ediyoruz. Xosbulaq (hoşbulak) çıkmaz sokağın sonu. Yoğun kar yağışı altında güzel bir meşe ormanının ortasından geçtik. Altın burada da birçok yerde olduğu gibi siyanürle ayrılıyor ne yazık ki. Tesisin ortasındaki açık siyanür havuzu beni  tedirgin etti açıkçası. Burada sıcaklık -30 lara düşüyormuş. Soğuk gerçekten insanın içine işliyor.   

Dönüşe geçiyoruz. Bu boş köyün eski Ermeni köyü olduğunu söylüyor şoför. Gökçeada’daki boş Rum köyleri aklıma geliyor ister istemez.

Gence’de dolaşmak için yalnızca 2 saatim var. Hemen çıkıyorum turuma. İlk rotam şehir meydanı. Meydanın adı Haydar Aliyev Meydanı. Geçmişteki Lenin heykeli Azerbaycan’ın bağımsızlığının ardından Haydar Aliyev’in heykeli ile değiştirilmiş (tam karşıda). Solda ise Gence Belediye Binası görülüyor. Kemerleri, büyük kapıları ve üzerinde bulunan sembollerle dikkat çeken bu büyük yapı, Sosyalist Klasisizm mimarisiyle inşa edilmiş. Azerbaycan’ın bağımsızlığının ardından dış cephesindeki Sovyet motiflerinin çoğu sökülerek, Azerbaycan’ın ulusal sembolleriyle değiştirilmiş. 

Meydanda canlı çiçeklerle yapılan olan bu takvim ilgimi çekti. Bir görevli her gün değiştiriyor olmalı. 

Önde görünen tarihi yapı Çökek Hamamı. Burası 1606 yılında, dönemin ünlü Mimarı Bahaüddin Amili‘nin projesi dahilinde inşa edilmiş. Hamamın yapımında kil, kireç ve tuğla kullanılmış. Hamamın vaktiyle tek mumla ısıtıldığı daha sonra Almanların bu tekniği öğrenmek için duvarları kırıp sistemi bozduğu Gence’nin en büyük geyiği. Geri planda görünen ise Şah Abbas (Cuma) Camii. Gence’nin merkez camisi Cuma Camii de Mimar Bahaüddin Amili’nin. Şah Abbas döneminde inşa edildiği için diğer adı bu şekilde geçiyor. Yapıldığı dönemde medrese olarak kullanılırmış. 

Cuma Camiine bu minareler 1776 yılında ilave edilmiş. O nedenle camiden ayrı bir bina aslında. Cevat Han, 1786-1804 yıllarında Gence Hanlığının son üyesi olup, şehre ettiği hizmetlerden dolayı ulusal kahraman statüsünde birisi. Rus-Pers savaşı sırasında Ruslara karşı savaşırken ölmüş ve anısına bir türbe inşa edilmiş. Ancak bu türbe zamanla yıkılarak unutulmuş. Sovyetler dönemindeki yeniden inşa çalışmalarında tekrar keşfedilerek yerine yeni bir türbe yapılmış.   

Alexander Nevsky Kilisesi Bizans tarzında 1887 yılında inşa edilmiş. Kilise, Rus savaş kahramanı Aleksandr Nevskiy’e adanmış. İnşasından kısa süre sonra katedral statüsüne yükselmiş, ancak yaşanan dünya savaşları sebebiyle uzun süre amacı dışında kullanılmış (müze, silah deposu vb.). 2. Dünya Savaşı’nın ardından eski statüsünü geri alarak, ibadete tekrar açılmış. Günümüzde hafta sonları ve özel günlerde ibadetlerin yapılabildiği bir kilise konumunda. 

Dış mimarisiyle dikkat çeken bu bina Devlet Filarmoni Orkestra binası. Burada 19. yüzyılda Han Sarayı bulunurmuş. Ruslar tarafından şehrin yeniden iskanı sırasında sarayın da bir bölümü yıkılmış. Kalan bölümüne ise sinema yapılmış. 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını kazanınca binayı 26 yıl süren bir restorasyonla bu hale getirmiş. 

Binanın önündeki havuzun heykelleri Azerilerin artık pek görülmeyen altın diş merakını çağrıştırdı bana. 

Ne yazık ki vakit darlığı nedeniyle gönlümce gezemedim bu defa. E bir de Pandemi var. Unutmadan söyleyeyim yurtdışına uçmak için 3 günlüğüne bile olsa iki kere test yaptırmak ve 500 TL’yi bayılmak gerekiyor. Bu defalık çaktıracaklarım bu kadar. Bu arada yeni havaalanı hiç fena değil. Daha rahat düşülüyor. 

Yorum bırakın