TRANSDİNYESTER/TRANSPOL
Orası neresi diyebilirsiniz. Bu Ukrayna- Moldovya sınırında yer alan 600.000 civarında nüfusu 3.200 km2 alanı olan hiçbir Birleşmiş Milletler Ülkesi tarafından resmen kabul edilmemiş olsa da Moldovya ve Rusya tarafından yarı resmi kabul görmüş durumda olan bir devlet adayı. Hatta Rusya’nın her yıl bütçesine 1 milyar dolar destek verdiği de söyleniyor. Durumu biraz karmaşık yani.

Rusya’ya katılmak istiyor ama sınırı yok. Moldovya ile federal devlet kurabilir, onu da Moldovya istemiyor. İki arada bir dere de (ki derenin adı Dinyester) kalmış anlayacağınız. Sınırı, gümrüğü, pasaportu, parası, ordusu Cumhurbaşkanı var adı yok. Başkenti Tiraspol aynı zamanda Moldovya’nın ikinci büyük şehri. Bize tamamen eski Sovyetler Birliği, sanki zaman durmuş gibi denmişti. Yok öyle bir şey. Bir tek Lenin heykeli gördük.
Şehir tamamen modern. Girdiğimiz restoranda Hamburger vardı. Adı Teksas. Hamburgerin büyüklüğü tam Amerikalılara göre, üstelik hayatımda ilk kez (cahilliğimi bağışlayın) hamburger yerken eller kirlenmesin diye eldiven verildiğini burada gördüm. Tüketici toplumun kralı yani.

1990’dan kurulduğu 1992 ye kadar Moldovya ile yapılan Sarhoş savaşı olarak da (gündüz savaşıp gece barda beraber içki içtikleri rivayet ediliyor) anılan savaştaki şehitleri için yapılan Supreme Sovyet anıtı gezip, kendimizi Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Bender Kalesine attık.

Giderken bu heykeli gördüm lakin fazla yaklaşmadım. Osmanlıyı yenip Türkleri kesen bir komutanmış.

İşte Kanuni’nin Boğdan seferinden sonra Dinyester Nehrinin kenarına yaptırdığı muhteşem Bender Kalesinin maketi. O kadar büyük bir kale ki bir bütün olarak ancak maketi çekilebiliyor. Bu arada Murat Hüdavendigar’dan başlayıp 3. Murat’a kadar neredeyse bütün padişahlar buraya sefer yapmış.

Bu da surlarının birinden kalenin gerçeği. Yeni restore edilmiş.

Kalenin hediyelik eşya dükkânı. Adı Beşiktaş. Sahibi fanatik.

Kiril harfleri ile “I love Traspol” yazısı önünde özçekimden sonra biz gider. Son olarak şunu söyleyeyim, gittim gördüm ama bu devlet benim için hala muamma!
GAGAVUZYA / KOMRAT
Geldik Gagavuz Yeri yani Gagavuzya’ya. Bir yer düşünün Katedral ‘den geri geri İstavroz çıkartarak biri dışarı çıkıyor. Hemen kapının yanındaki banka oturup yanındaki kadınla Türkçe konuşmaya başlıyor. Hem de öyle Türkiye’deki gayrimüslimler gibi kırık değil dili. Hatta Türki Cumhuriyetlerinden daha temiz bir Türkçe. İşte öyle bir yer Gagavuzya.
11. yüzyılda Orta Asya’dan Karadeniz’in kuzeyinden gelip Tuna Nehrinin altına inen bu Oğuz boyu Ortodoksluğu seçmiş. Elbette birçok Şaman geleneğini de içinde barındıran bir şekilde. Aleviler gibi yani. Cana Yakın insanlar ve açıkçası Türkçe sohbet edebilmek için gözünün içine bakıyorlar. Dediğim gibi Türkçeleri çok düzgün ve bu belki de şimdi okulları kapanan malum herifin tek hizmeti olabilir.
Başkent Komrat. Nüfus: 175.000 Yüzölçümü: 1830 km2. Moldovya tarafından da Özerk bölge olarak kabul edilen Gagavuz Yeri Başkanı Dr. İrina Vlah. Yolda rastladığımız bir kadın her ne kadar Kadının yeri mutfağıdır dese de, İrina son seçimden %95 gibi bir ezici üstünlükle çıkmış.
En sevdikleri Türk politikacı Demirel. Türkiye’nin destek verdiği bölgenin tek üniversitesi olan Komrat Üniversitesinde heykeli bile var. Şehrin en büyük kültür merkezi Atatürk Kütüphanesi.

Özerk bölge girişini bu işaret olmasa anlamak mümkün değil

Lenin heykelleri hala içimizi coşturuyor, umudumuzu tazeliyor. Slogan atası geliyor insanın.

Mütevazı Meclis binası ve Komrat’ın tek katedrali. İçeride ibadet eden oldukça fazla insan vardı.

Çoğu yerde aynı zamanda Türkçe kelimelerin Kiril alfabesi ile yazılması bana nedense Osmanlı dönemindeki Rumları hatırlattı.


Yorum bırakın