Özbekistan’a ilk olarak 2012 yılında iş için gittiğimde Semerkant’ı gezme fırsatım olmuştu ama Taşkent’i ancak 2017 Mart ayında 4. gidişimde gönlümce gezebildim. Tek adam rejimi olan bir ülke ama genel olarak eğitim bizimkinden iyi. Yolda gezerken turist olduğunu anlayan gençler mutlaka selam verip konuşmak istiyor. Genelde Rusça, İngilizce ve az Almanca biliyorlar. Ama elbette tek adam rejimi eğitimli nesil pek istemez. Baskı da artmış görülüyor. Şehir içindeki Asker sayısından anlaşılıyor. Eski medreselerin çoğunda din ağırlıklı eğitim başlamış bile.

İlk hareketlendiğim yer uzaklardan kubbelerini gördüğüm ve aklınıza gelebilecek tüm tarım ve hayvancılık ürünlerinin satıldığı Chorsu Bazaar. Yani çarşı pazar.

Ama buraya ulaşabilmek işin uzunca bir süre kalabalık bir köy pazarının içinden yürümek zorundasınız. Yaklaşık bir km kadar yürüdükten sonra kubbelerin içine girince şaşırtıcı bir görüntü ile karşılaşılıyor. Yüzlerce kasap bir arada. Tezgahların önündeki rakamlardan bunu anlayabilirsiniz

ve rengarenk aktarlar. İsteyene de sakatat. Tabi at eti en pahalı olanı.

Daha sonra yönümü Kukuldash medresesine çevirdim. Dışarıdan görüntüsü gerçekten etkileyici. Özellikle de minaresi. Giriş kapısındaki süslemeler Semerkant’taki hanları andırıyor.


Kapıda daha sonra içeride yatılı olarak kalan 200 kadar erkek öğrencinin belletmeni olduğunu öğrendiğim Cüppeli Ahmet kılıklı biri içeri girmem için 10 dolar vermemi istedi. İçerisini merak ettiğim için dolar kullanmanın yasak olduğu ülkede bunu cebine atacağını bile bile parayı verdim mecburen.

İçeride özellikle baharın gelişiyle cennete dönüşmüş bir avlu çıktı karşıma. İleride duran çocuklara yaklaştım. Hepsi birden Selamı Aleyküm dedikten sonra başlarını öne eğdiler. Zorla çat pat İngilizce bilen birinden yatakhanelerinin üst katta dershanelerinin alt katta olduğunu öğrendim. Aşağıda kapılarındaki yazılardan anladığım kadarıyla kuran okuma, fıkıh, hat ve hadis gibi dersler veriliyor.

Bu hat dersinin sınıfının kapısı. Kapıda çocukların yaptığı ahşap işlerini bana satmaya çalışan cübbeliyi tersleyip dışarı çıktım.
Bir sonraki durağım Telle Seikh Camisi, Barak Khana Medresesi ve Kaffal Shashi Mozolesinin olduğu alanda gerçekten başka bir dünya buldum.

Alanda uçurtma uçuran çocukların, boğa güreşi yapan matadoru andıran hareketleri ile uçurtmalarını rüzgâra vurdurarak çıkarttıkları ıslığı andıran sesler bana Halit Hüseyninin “Uçurtma avcısı”nı hatırlattı. Barak Khana Medresesi şimdiye kadar gördüklerimin en iyisiydi ama ahşap kapısının güzelliğini fotoğrafa yansıtamamışım.

Telle Seikh camisinin minareleri Özbekistan’ın en yükseği. Bu bölgedeki eski şehir komple yıkılmaya başlamış ve yerine Yeni Taşkent kurulacakmış. Niye mi? Özbekistan’ın reisi öle demiş.

Burası da Özbek Reisin kararlarını onaylamakla görevli meclisin binası.

Polish Catholic Church ihtişamına rağmen tek devlet tek ümmet anlayışının yalnızlığını yaşıyor gibi.

Amir Temur yani bizim Aksak Timur müzesi tam bir hayal kırıklığı oldu. Hepsi kopya. Orijinaller ya USA Metropolitan ya Londra ya da Berlin’deki müzelerde.

Diğer bir hayal kırıklığı da Abdul Khasım Medresesi oldu.

Özbek sirki dünyaca meşhur bir sirk. Bilet sordum ama bir hafta önceden almak gerekiyormuş.

Yol boyunca 4-5 tane bu şekilde büyük bir meydanın ortasına yapılmış tiyatro binası gördüm ama yalnızca bir tanesinde hareket vardı. Taşkent oldukça geniş alana yayılmış bir şehir. Yalnızca eski bölgeleri gezerken bile kendi rekorumu kırdım. 48.000 adım. Allahtan yollar ve kaldırımlar alabildiğine geniş. Tazesi gibi olmaz ama size bir özet yaptım.

Erdim muradıma, çıkın kerevetime.


Yorum bırakın